geçmişten bir sahne:
perde açılır. sabaha karşı bir öğrenci evi. herşeyin üstünde biraz toz. sehpada iki çeşit meze, biraz müzik havada, birbirine geçen düşünceler, dalan gözler, çınlayan ince camdan kadehler...
-kestik-
eğer yaşamak dedikleri şey bugün öğrendiğimiz dört temel duyguyu da yaşamaksa bir anda yaşadım ben sayende eyvallah. öfkenin alasını duydum kendime, kıskançlığın, sevginin, şaşkınlığın da dibine vurdum tek bir hamleyle.bu dört duygunun da ötesinde; nefretin sevgiden ya da bu duyguların her hangi birinden daha güçlü olduğuna inanmışımdır. bir anda uzaydan düşen meteor parçasıyla gözlerimin bağını çözdüm bu akşam -ikinciye- . o dört temel duygu karıştı nefretin de alasını duydum sana. bu kadar sonsuz severken, kendime olan öfkemle ancak bu kadar şaşırabilirdim, ancak bu kadar kıskanabilirdim herhalde.
ve şimdi aklımda aylar öncesine ait baştaki sahne. herşeyi keşke bu kadar net hatırlamasam, playlistler bokyese ya da. şimdi ben kendime kalan öfkemle yine aynı kanepede bu sefer senin yerinde o şarkıları dinlemesem sabaha karşı, ezanı duymadan uyku tutsa. gözlerimi kapasam da zihnim sevdiğim sahneleri başa alıp alıp aynı anda oynatmayı bıraksa.
ben bıraksam, kendimden değil de fazladan değer kattığımı düşündüğüm insanlardan geçsem.
ya da onlar olmadıklarını düşündüğüm insanmış gibi yapmaktan vazgeçseler.
sabah olsa, gün doğsa, nefes alacak yer bulsak.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder