12 Nisan 2013

'bayım siz beni yanlış anladınız.' diyordu kadın. parlak zincirlerle sandalyeye bağladığı adama; sessizce ve yüzlerce kere. bazısı şiddet dolu, bazısı titrek, bazısı ise af dilercesineydi. zamanında içinde çürütmeye başladığı ne kadar şey varsa hepsi için söyledi, durmaksızın, aynı cümleyi. ama adam kadını hala anlamıyordu ve haklıydı anlamamakta, anlamaması için bulduğu tüm hileler kadının hala işine yarıyordu.
müzikle beraber hızlanıp yavaşlayan çarpık tango  adımları ve her dönüşten sonra biraz daha sersemleyen bir kafayla adamın çevresinde dönmeye daha fazla dayanamadı kadın sakinledi, müziğin ve içindeki kadının sesini kıstı, adamın ağzındaki bandı çıkarttı ve bir sandalye çekti adamın karşısına. şimdi gözleri aynı mesafedeydi. adam arkaya yaslanmış kolları hala bağlı gözbebekleriyle kadının yüzünü tarıyordu tüm bu olanlara bir sebep ararcasına, ama bulduğu tek şey ona bakan kurşun misali bir çift gözdü ve adam hayatında ilk kez gözlerden çıkan alevi gördü.
oturduktan sonra kadının kafası hafiften duruldu. neden bağlamıştı ki sandalyeye, böyle sadece sözlerle canını yakabilirdi adamın. oysa o hep güzel şeyler duyduğu o adamın canının yandığını da duymak istiyordu, o sesten. ve kadın şunu çok iyi biliyordu ki; kendisi birincil müdaheleyle onun canını yakamazdı. ipe bağlayıp köprüden sarkıtabilirdi, ya da adam tutup videoyaya çekebilirdi sadece ama birden fark etti ki bunların hepsinde adam ondan uzakta olacaktı ve kadın buna dayanamazdı.aklından geçen binlerce senaryodaki kötü sonlara da dayanamadı kadın ve birden yüksekten çıkan sesiyle, sallanan eteği ve ayağıyla hesap sorarcasına başladı konuşmaya;
-senden kurtulmanın bir yolu olmalı bu hayatta, filmler, sözler gerçek olmalı, bir yol anlıyor musun bir yol mutlaka var. hayatıma hiç girmemişsin gibi yaşamanın bir yolu mutlaka var. söyle açık işte ağzın, söyle ki zincirler de çıksın senin kolundan benim aklımdan. kalmayalım bir yere bağlı. devam etsin hayatımız ve hiç bilmeden birbirimizi görmeden.konuş söyle. - sonuna doğru çatallanan ses giderek şiddetini kaybedip bir çocuğun sesine bürünüyordu. adam da afallamıştı bu isteklerden. mutluydu ki o böyle. bir yola gerek yoktu gözünde belki de. hem zaten hayatta kalmak  dayanmaktı, buna da dayanılırdı, sorun muydu şimdi bu. değer miydi bu kadar ortalığı kaldırmaya düzeni bozmaya. bunların karşılığında iki cümle edebildi adam;
-saçmalama. gidelim hadi.-  kadın her zamanki gibi inanamadı sesten gelen cevaba. ona tüm bunları yaptırabilen bir gücün bu kadar pervasız kalması sinirlerini, duygularını alt üst etti. tam sakinleşmişken hızlıca ayağa kalktı devrilen sandalyesine çaktı bir tekme yetmedi etrafta ne varsa yerdeydi artık bir tek müzik çalar kurtuldu ve tekrar şarkı başladı. başlayan şarkı hiç bitmeyecekmişçesine kadını da kendine uydurdu ve artık şarkıyla kadın bir hareket ediyorlardı ...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder