11 Mart 2014

(ne facebooka ne tivitıra sığdıramadım ben bu yazıyı bari bu da burada dursun)

 bugünü de yazın bir kenara. ne çok yazılmış gün oldu değil mi? ne çok giden can oldu. devlet, politika, rant, kar, saplantı, kişilik bozuklukları,... ne çok insan canı aldı. ne çok yalan duyduk. ne çok kinlendik, üzüldük. ve en acısı her seferinde ne kadar güzel hiç bir şey olmamış gibi devam ettik, alıştık, duyarsızlaştık, montajlandık,....
 olay göstermelik sokağa çıkmak değil sadece, berkinin ölümüne karşı durmak değil, alinin ölümüne ya da katliamın birine üzülmek değil. insanların ölmesine karşı olmak, şiddete karşı olmak, sırf feysbuka koymak için sokağa çıkmak değil. berkini bir simge haline getirmek hiç değil.
  insanlar sevdiklerini kaybedince üzülürler doğal olarak ama biz hiç tanımadığımız insanlar için üzülmüyoruz sadece. yine salak yerine konduğumuz için bu kin, üzüntü var bence. (belki bu kadar uzakta olduğum için benimki). asıl utanması gerekenlerin damarının bile titremediğini görmek acıtıyor belki bizi. artık yetti belki de ... herkesin hissettiği farklıdır kuşkusuz. ancak benim bildiğim bir şey var; bu dünyada zaten adalet yokken bu kadar yüzüme çarpması bana acı veriyor.
 biraz umut varsa içimde umarım gerçek olur ve çocuklar, evlatlar insanlar daha insanca yaşarlar.
 ama bugünü de unutma ipek, ilerde ekmek almaya giden bir çocuk görürüm başta berkini sonra adını bile aklımda tutamayacağım kadar yönetime kurban gitmiş insanlara haklarını teslim etmek gerek. kolay değil kör bir sistem uğruna ölmek.

6 Mart 2014

 


özledim!
hep dilimdedir benim, çok şanslı bir insan olduğum. artık çantasını kurtardığım o teyzenin duası mı, içime kaçan at nalı mı, babaannemin döktüğü kurşunlar mı bilemicem. ama bir kez daha kanıtlandı ki ben cidden çok şanslıyım. erasmus gibi saçma bir oluşumun içindeki güzel insanları bile bulabildiğime göre ben cidden şanslı bir insanım :]]

gelelim bizim kuru fasulyeye fabada dedikleri noktaya...
ne kadar güzel insanlar, anılar, müzikler biriktirirseniz özlemi de o kadar büyük oluyormuş. attığım her adımda mutlaka bir kişinin daha adı var.  zaman yanlarında akarken hiç anlamamışım ben bir gün gelip de onlardan ayrı kalabileceğimi. misal büşraaaa diye her seslendiğimde hep cevap gelecek sanmışım. ve beklediğim cevaplar gelmediğinde ağır oldu benim için kendi kendime cevap vermem.

bizzat ben kendim....
hiç olmadık bir saatte sokaklarda fütursuzca dedikodu yapmayı çok özledim mesela. gözümle bir çok şeyi anlatmayı,  gece körü börek kokularıyla kendimden geçmeyi, fal bahanesiyle psikologluk işimi çok can insanlarla halletmeyi, derslere girip çıkarken sataşmayı, beraber dizi seansları yapmayı, ...

dondurucu soğukta kahve kokusu bahanesiyle sohbet etmeyi, bekleyip de yeni duyduğum o insan sesini, git gel telaşını, ihtimalleri, tanıdık tınıları, anıları olan yerleri, masayı, şehri,...

sabahın bir körü hazır güzelim türk kahvaltılarını, atışmaları, arkalardan sövmeleri, cam sil ve domestos kokularını, baba göbeğinde uyuyakalmayı, ....

özledim.