İçimde derin bir oyuk...
Ne eyleme geçirtip göz yaşımı damlatıyor, ne adım atarken rahat ettiriyor. Ben elimde bir çakı var sanarken kör bir bıçakla kendimi deşmişim. Şimdi bana kalansa hep bir geç kalmışlık hissi ya da yetişemediğim şeylerin acısı, bilmiyorum. Pek de merak etmiyorum. Sadece kalabalık sokaklarda yürüyesim var. Çevremde hareket halinde ve telaş içinde birilerinin olması bana iyi geliyor. Böylelikle sakin olduğuma kendimi inandırabiliyorum, durdurabiliyorum. Gün içerisinde onlarca kez güldüm. Kaslarım yukarı doğru çıkarken zorlanmıyorum da aşağıya doğru hareketini bitirip inerken daha zor durduruyorum. Sanki frene basmazsam o gülen surat dakikasında üzgün bir ifadeye dönüşecekmiş ve ben parçalanacakmışım gibi. Frenim patlamasa bari. Sonra mekanlar var oyuğu derinleştiren, aklımda kalan gülüşler, bakışlar, mimikler ve alt yazısını okuyabildiğim gözler...
Alışkanlık olmaya yetecek 21 gün bile verilmedi bana. Kaderden alacaklı olduğum bir kaç gün daha var. Elbet hesap kapanmadan göçülmez bu dünyadan. Ama önce bu oyukla, boşlukla yaşamayı öğrenmem lazım. Bugün canımı yakmasına karşın hiç bir şeyle doldurmak istemedim; sanki O'ndan emanet bildim. Oyuğu yok saymak, doldurmak için alışverişe çıkıp bir küçük soğuk su şişesinden başka bir şey almadan eve döndüm.
Üzülmek değil bu, his değil, duygu değil sanki bir oluş hali. İnsanın içindeki özün derisinden sıyrılıp ortada kalması gibi, bir anda farklı bir atmosfer katmanında yer çekiminin azalıp gerçekliğin kaybolması gibi, bir ömrün yarım kalıp cana batması gibi.
'Ne renk olduğunun önemi yok. Mühim olan neye renk verdiğin...'
20 Ağustos 2015
10 Ağustos 2015
Mutlu olmak mı mutlu etmek mi daha kolay?
Galiba mutluluğa hazır birini mutlu etmek en kolayı . Bir sözden, bir yoldan bazen bir tepkiden hatta 'sen benim arkadaşım değilsin'den. İnsanoğlu cins bazen sevdiğinden bazen en nefret ettiğinden sebep bir gülümseme ekleniyor ömrüne. Ömürlük kalsın istiyor bazen; bazense çok tatlı geliyor alışkanlık olmasından korkuyor. Sahi insan mutlu olduğunda ya da mutlu edeceğinde korkuyor temelde. ya da şöyle diyelim; insan biteceğini bildiği her güzel şeyden korkuyor; ama bilip de ama bilmeden ...
E yeter değil mi ben bilinçdışımı toplayıp gideyim artık.
Son olarakufak şeylerle mutlu olabileni bulmak en zoru ona bir lafım yok ama hazır bulmuşken kaçırabilmek tam 90dan atılan bir son dakika golü.
Galiba mutluluğa hazır birini mutlu etmek en kolayı . Bir sözden, bir yoldan bazen bir tepkiden hatta 'sen benim arkadaşım değilsin'den. İnsanoğlu cins bazen sevdiğinden bazen en nefret ettiğinden sebep bir gülümseme ekleniyor ömrüne. Ömürlük kalsın istiyor bazen; bazense çok tatlı geliyor alışkanlık olmasından korkuyor. Sahi insan mutlu olduğunda ya da mutlu edeceğinde korkuyor temelde. ya da şöyle diyelim; insan biteceğini bildiği her güzel şeyden korkuyor; ama bilip de ama bilmeden ...
E yeter değil mi ben bilinçdışımı toplayıp gideyim artık.
Son olarakufak şeylerle mutlu olabileni bulmak en zoru ona bir lafım yok ama hazır bulmuşken kaçırabilmek tam 90dan atılan bir son dakika golü.
26 Haziran 2015
1 Haziran 2015
26 Mart 2015
hayal gücü mü beni bu kadar uçuran yoksa istediğimde kalpten istemem mi?
peki bunca kabul olmuş duam hatta katmerli gelen dileklerim?
sormak mı lazım, yoksa kalpten istemeye, kimseyi kırmamaya devam etmek mi?
ben sormuyorum, soruşturmuyorum. o an neyse onu yaşıyorum. yaşamayan onca insanın yerine de,kalp kıran onca insanın yerine de hayata kocaman bir gülümsemeyle gidiyorum. ırka, dine, dile inanmıyorum. insana inanıyorum. ve düşünüyorum da zaman geçtikçe bu hayatta beyaz kalmak, temiz düşünmek daha da zor. ben hayatım, aklım ve kalbim temiz devam ediyorum. affetmeye inanıyorum. deniz kenarında içtiğim kahveye, alışveriş yaptıktan sonra paketlere bakıp şükretmeye inanıyorum. yağmurlu havalar gibi insanlara kocaman güneş gibi parlayan gülümsemeyle gidiyorum. ve ne olursa olsun kıyaslamıyorum, sorgulamıyorum. insanız diyorum, olur diyorum. daha başımıza neler gelicek diye merak ediyorum . ama asla gelecekten korkmuyorum. asansörde her gün kendime ne kadar güzel olduğumu söyleyipp belki de önce kendime gülümsüyorum. kızmıyor muyum, kalp kırmıyor muyum sanki? onlarıda yapıyorum. yeri geliyor küfrediyorum çiçek çocuk olamıyorum. sonra duruyorum ve hepsi geçicek kalbinde kırdığın kalplerin izi kalıcak yapma diyip, gönül alıyorum. belki de bazen alamıyorum; o izlerle yürümeyi öğrenmem gerekiyor. her birini miras bilip kalbimin desenine ekliyorum.
bunca şeyin sonunda ne mi oluyor?
uyku bastırmış gözlerimi son bir kez daha açtığımda rüyadan önce gördüğüm şeyin izmirin asansörü oluyor. rüya gibi geliyor, inanmıyorum. gözlerimi zorluyorum. gerçek mi diye bakıyorum. bakarken aklıma lise zamanlarım geliyor. bu evden gidicemlerim geliyor. gidişim, izmire yerleşmem geliyor. sonra yine duramayışım ben ispanyaya gidicem zamanlarım geliyor. sonra ispanyadaki büyülü 5 ayım geliyor. ve diyorum ki iyi ki gitmişim. her gitmenin sonunda dönmüşüm. dönüp böylesi bir hayat kurmuşum. kimsenin etiketini, omzuma kolunu istemeden hep sevdiğim, istediğim şeylerin peşinde olmuşum. kalbimin almadığını aklıma kabul ettirmemişim. temiz kalmışım. hep güzel kokmuşum. üzüntüm de sevincim de bana ait olmuş, ipek kokmuş, ipek olmuş.
asansörün 10-15 ışığı için bunlar düşünülür mü demeyin.yastıkta kendinizle kalabildiğiniz her gece bunlar bir dua olarak geçebilir aklınızdan. maharet yatağa tek girebilmek.
gün hep güzel renkli olsun; hepimiz için...
peki bunca kabul olmuş duam hatta katmerli gelen dileklerim?
sormak mı lazım, yoksa kalpten istemeye, kimseyi kırmamaya devam etmek mi?
ben sormuyorum, soruşturmuyorum. o an neyse onu yaşıyorum. yaşamayan onca insanın yerine de,kalp kıran onca insanın yerine de hayata kocaman bir gülümsemeyle gidiyorum. ırka, dine, dile inanmıyorum. insana inanıyorum. ve düşünüyorum da zaman geçtikçe bu hayatta beyaz kalmak, temiz düşünmek daha da zor. ben hayatım, aklım ve kalbim temiz devam ediyorum. affetmeye inanıyorum. deniz kenarında içtiğim kahveye, alışveriş yaptıktan sonra paketlere bakıp şükretmeye inanıyorum. yağmurlu havalar gibi insanlara kocaman güneş gibi parlayan gülümsemeyle gidiyorum. ve ne olursa olsun kıyaslamıyorum, sorgulamıyorum. insanız diyorum, olur diyorum. daha başımıza neler gelicek diye merak ediyorum . ama asla gelecekten korkmuyorum. asansörde her gün kendime ne kadar güzel olduğumu söyleyipp belki de önce kendime gülümsüyorum. kızmıyor muyum, kalp kırmıyor muyum sanki? onlarıda yapıyorum. yeri geliyor küfrediyorum çiçek çocuk olamıyorum. sonra duruyorum ve hepsi geçicek kalbinde kırdığın kalplerin izi kalıcak yapma diyip, gönül alıyorum. belki de bazen alamıyorum; o izlerle yürümeyi öğrenmem gerekiyor. her birini miras bilip kalbimin desenine ekliyorum.
bunca şeyin sonunda ne mi oluyor?
uyku bastırmış gözlerimi son bir kez daha açtığımda rüyadan önce gördüğüm şeyin izmirin asansörü oluyor. rüya gibi geliyor, inanmıyorum. gözlerimi zorluyorum. gerçek mi diye bakıyorum. bakarken aklıma lise zamanlarım geliyor. bu evden gidicemlerim geliyor. gidişim, izmire yerleşmem geliyor. sonra yine duramayışım ben ispanyaya gidicem zamanlarım geliyor. sonra ispanyadaki büyülü 5 ayım geliyor. ve diyorum ki iyi ki gitmişim. her gitmenin sonunda dönmüşüm. dönüp böylesi bir hayat kurmuşum. kimsenin etiketini, omzuma kolunu istemeden hep sevdiğim, istediğim şeylerin peşinde olmuşum. kalbimin almadığını aklıma kabul ettirmemişim. temiz kalmışım. hep güzel kokmuşum. üzüntüm de sevincim de bana ait olmuş, ipek kokmuş, ipek olmuş.
asansörün 10-15 ışığı için bunlar düşünülür mü demeyin.yastıkta kendinizle kalabildiğiniz her gece bunlar bir dua olarak geçebilir aklınızdan. maharet yatağa tek girebilmek.
gün hep güzel renkli olsun; hepimiz için...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
