* Barcelona sokaklarinda tam bir serseri kivaminda dolandim, Pragla devam edicem, sonra guney ispanyanin bokunu cikaricam.
-hayalimdi bunlar benim ulan- - ondandir ki adimlarken bile inanmadim, insan kolay inanamiyor tabii-
* tam boyle bir seyleri cok ipekce yazasim geliyor; yazmakta oldugum cumleden sonrasini unutuyorum. toplamaya calisirken olmuyor toplayamiyorum, birakiyorum. buna care ses kayitlari tutmayi denicem tutma isimin tuttuguna inanirsam buradan da halka seslenicem :]]
* bir de ben su an dusundum ki hep en cok uzuldugum, canimin yandigi, yine mi olmadi dedigim noktada durmak yerine her hangi bir yola sapip yurudugum icin seviyorum kendimi ve belki de bu yuzden hala hayal kurabiliyorum.
-keske bazen cok dusunmesem diye de dusundum ama onu baska sefer yazicam, tam dusunememisim gibi o konu-
* fiziksel olarak icinde olmasam da uzaklarda bir sehirde/lerde ortam tansiyonu hala cok yuksek, yetmiyormus gibi bir de benim icimdeki kalp ritmi de karisik ve hepsine ek olarak haziran ayindan itibaren en basitinden yasayacagim yere dair net bir bilgi yok.
-anne baba sahibi cok zor.-
her ne olursa olsun "gunes acacak bir gun bir yerde "
simdi beni park bekler, parktaki onlarca cocukla beraber ordekler de bekliyordur bence; yesili seviniz agaclari koruyunuz!
'Ne renk olduğunun önemi yok. Mühim olan neye renk verdiğin...'
7 Nisan 2014
''İki lafın belini incitsek, kırmadan yalnız
Konuşacak ne çok şey var
Sen yalnız ben onca yalnız...''
geleyim de 'kahveler benden olsun'
Konuşacak ne çok şey var
Sen yalnız ben onca yalnız...''
geleyim de 'kahveler benden olsun'
11 Mart 2014
(ne facebooka ne tivitıra sığdıramadım ben bu yazıyı bari bu da burada dursun)
bugünü de yazın bir kenara. ne çok yazılmış gün oldu değil mi? ne çok giden can oldu. devlet, politika, rant, kar, saplantı, kişilik bozuklukları,... ne çok insan canı aldı. ne çok yalan duyduk. ne çok kinlendik, üzüldük. ve en acısı her seferinde ne kadar güzel hiç bir şey olmamış gibi devam ettik, alıştık, duyarsızlaştık, montajlandık,....
olay göstermelik sokağa çıkmak değil sadece, berkinin ölümüne karşı durmak değil, alinin ölümüne ya da katliamın birine üzülmek değil. insanların ölmesine karşı olmak, şiddete karşı olmak, sırf feysbuka koymak için sokağa çıkmak değil. berkini bir simge haline getirmek hiç değil.
insanlar sevdiklerini kaybedince üzülürler doğal olarak ama biz hiç tanımadığımız insanlar için üzülmüyoruz sadece. yine salak yerine konduğumuz için bu kin, üzüntü var bence. (belki bu kadar uzakta olduğum için benimki). asıl utanması gerekenlerin damarının bile titremediğini görmek acıtıyor belki bizi. artık yetti belki de ... herkesin hissettiği farklıdır kuşkusuz. ancak benim bildiğim bir şey var; bu dünyada zaten adalet yokken bu kadar yüzüme çarpması bana acı veriyor.
biraz umut varsa içimde umarım gerçek olur ve çocuklar, evlatlar insanlar daha insanca yaşarlar.
ama bugünü de unutma ipek, ilerde ekmek almaya giden bir çocuk görürüm başta berkini sonra adını bile aklımda tutamayacağım kadar yönetime kurban gitmiş insanlara haklarını teslim etmek gerek. kolay değil kör bir sistem uğruna ölmek.
bugünü de yazın bir kenara. ne çok yazılmış gün oldu değil mi? ne çok giden can oldu. devlet, politika, rant, kar, saplantı, kişilik bozuklukları,... ne çok insan canı aldı. ne çok yalan duyduk. ne çok kinlendik, üzüldük. ve en acısı her seferinde ne kadar güzel hiç bir şey olmamış gibi devam ettik, alıştık, duyarsızlaştık, montajlandık,....
olay göstermelik sokağa çıkmak değil sadece, berkinin ölümüne karşı durmak değil, alinin ölümüne ya da katliamın birine üzülmek değil. insanların ölmesine karşı olmak, şiddete karşı olmak, sırf feysbuka koymak için sokağa çıkmak değil. berkini bir simge haline getirmek hiç değil.
insanlar sevdiklerini kaybedince üzülürler doğal olarak ama biz hiç tanımadığımız insanlar için üzülmüyoruz sadece. yine salak yerine konduğumuz için bu kin, üzüntü var bence. (belki bu kadar uzakta olduğum için benimki). asıl utanması gerekenlerin damarının bile titremediğini görmek acıtıyor belki bizi. artık yetti belki de ... herkesin hissettiği farklıdır kuşkusuz. ancak benim bildiğim bir şey var; bu dünyada zaten adalet yokken bu kadar yüzüme çarpması bana acı veriyor.
biraz umut varsa içimde umarım gerçek olur ve çocuklar, evlatlar insanlar daha insanca yaşarlar.
ama bugünü de unutma ipek, ilerde ekmek almaya giden bir çocuk görürüm başta berkini sonra adını bile aklımda tutamayacağım kadar yönetime kurban gitmiş insanlara haklarını teslim etmek gerek. kolay değil kör bir sistem uğruna ölmek.
6 Mart 2014
özledim!
hep dilimdedir benim, çok şanslı bir insan olduğum. artık çantasını kurtardığım o teyzenin duası mı, içime kaçan at nalı mı, babaannemin döktüğü kurşunlar mı bilemicem. ama bir kez daha kanıtlandı ki ben cidden çok şanslıyım. erasmus gibi saçma bir oluşumun içindeki güzel insanları bile bulabildiğime göre ben cidden şanslı bir insanım :]]
gelelim bizim kuru fasulyeye fabada dedikleri noktaya...
ne kadar güzel insanlar, anılar, müzikler biriktirirseniz özlemi de o kadar büyük oluyormuş. attığım her adımda mutlaka bir kişinin daha adı var. zaman yanlarında akarken hiç anlamamışım ben bir gün gelip de onlardan ayrı kalabileceğimi. misal büşraaaa diye her seslendiğimde hep cevap gelecek sanmışım. ve beklediğim cevaplar gelmediğinde ağır oldu benim için kendi kendime cevap vermem.
bizzat ben kendim....
hiç olmadık bir saatte sokaklarda fütursuzca dedikodu yapmayı çok özledim mesela. gözümle bir çok şeyi anlatmayı, gece körü börek kokularıyla kendimden geçmeyi, fal bahanesiyle psikologluk işimi çok can insanlarla halletmeyi, derslere girip çıkarken sataşmayı, beraber dizi seansları yapmayı, ...
dondurucu soğukta kahve kokusu bahanesiyle sohbet etmeyi, bekleyip de yeni duyduğum o insan sesini, git gel telaşını, ihtimalleri, tanıdık tınıları, anıları olan yerleri, masayı, şehri,...
sabahın bir körü hazır güzelim türk kahvaltılarını, atışmaları, arkalardan sövmeleri, cam sil ve domestos kokularını, baba göbeğinde uyuyakalmayı, ....
özledim.
3 Şubat 2014
bu sabah ilk defa karnım ağrıdı. ağrıyla uyandım annemlerden kilometrelerce uzakta. karın ağrısına ne olacak ondan değil ama ya annemler duysa ne kadar üzülürler diye korktum, ben üzüldüm. akşam oldu eve geldim ispanyada bile olsam gündemden uzak kalmayayım dedim ve Ali İsmail Korkmaz'ın dava haberlerini okudum. O kadın da anneydi, Ali de çocuktu. O adam da babaydı. şüphesiz dostları vardı, her gün selam verdiği esnaf vardı belki benim gibi. Onlar hala aliyi seviyor ama sevgi bu düzende adalet getirmiyor.
ben karın ağrısına üzülürken; o davada yargılananların, sokakta dolaşanların, çankayada oturanların aldığı nefes nasıl içlerine sindi ?
bu yazı dursun buralarda bir yerlerde; olur ilerde anne olurum, dost olurum, esnaf olurum... Ali'ye ve onlarca kişiye yapılan bu vicdansızlıkları unutturmamak gerek. kinlendiğim şey makam, mevki, partiden çok vicdanını kaybetmiş zihniyet, en azından sadece bunu hatırlayayım.
ben karın ağrısına üzülürken; o davada yargılananların, sokakta dolaşanların, çankayada oturanların aldığı nefes nasıl içlerine sindi ?
bu yazı dursun buralarda bir yerlerde; olur ilerde anne olurum, dost olurum, esnaf olurum... Ali'ye ve onlarca kişiye yapılan bu vicdansızlıkları unutturmamak gerek. kinlendiğim şey makam, mevki, partiden çok vicdanını kaybetmiş zihniyet, en azından sadece bunu hatırlayayım.
29 Ocak 2014
1 Ocak 2014
küçük çocuklar gibi mızmızlanmaya geldim. baya bildiğimiz istediğini yaptıramayan, dert yanacak mercilere ulaşmaya gücü olmayan, siniri avuç içinde patlayan çocuklar gibi. çünkü artık küçük bir çocuk değilim; en azından küçük değilim.
canımı yakan şey insanların bir birine kelepçe gibi iki altın halkayla bağlanmasından kaynaklı. dikkat çekerim, severek ve isteyerek gönül rızasıyla taşıyanları çok tebrik ediyor, pistlerinden çocukları kovuyorum ama tam tersi durumda aynı evde yaşayan mahkuma dönüşen insanlardan bahsetmek istiyorum, edemiyorum, sözcüklerim yetmiyor. anlaşmanın imkansız hale geldiği, ulaşamadığım ulaşsam bile dediğimi kıçından anlayan, kendini bir uğurda feda etmiş, hayatının değerini göremeyen, her şeyi sevgiyi-fedakarlığı-iyiliği bile gereğinden fazla yapan, aslında ne yaptığını da sormadan sadece yapan, kısacası canımı çok yakan insandan insanlardan, bu yzden nefret ettiğim sanki çıkarsalar her şey çözülecekmiş gibi hissettiğim o iki halkadan, devlet düzenlerinden, geleneklerden kısaca beni, sevdiğim insanları üzün her şeyden hatta kendilerinden bile kurtulmak kaçmak istiyorum. sanki başka bir ülkede yine onlar için üzülürken çok da farklı olmayan bu düzende mutlu olacakmışım gibi. ama mutlu olmak için değil, hiç derdim yokmuş gibi değil; baya baya uzakta olmak istediğim için gidicem.
özlemek bazen en güzeli olabiliyor. özellikle değiştiremediğim durumlarda. dokunsam da bir yere kıpırdamayan şeylerin olduğu durumda canımın ve canlarımın yanmasını izlemek bana göre değil, sevmiyorum. işte o zaman o çok sevdiklerimi de sevemez hale geliyorum. sırf kendilerini üzdüklerini bildiğim için, sırf o büzüşmüş suratlarını gördüğüm için hayatımın kıymetli taraflarından da nefret edebiliyorum. aynı anda o kadar çok sevip nefret ediyorum ki; hani iki zıt madde çarpışır da patlamada ortaya inanılmaz bir güç çıkar ya filmlerde o patlamanın şiddetinden çevreye saçılan tozlar, uçuşan şeyler olur onlardan biri olup o patlamadan kaçıyorum.
bu da öyle bir katarsis olsun.
canımı yakan şey insanların bir birine kelepçe gibi iki altın halkayla bağlanmasından kaynaklı. dikkat çekerim, severek ve isteyerek gönül rızasıyla taşıyanları çok tebrik ediyor, pistlerinden çocukları kovuyorum ama tam tersi durumda aynı evde yaşayan mahkuma dönüşen insanlardan bahsetmek istiyorum, edemiyorum, sözcüklerim yetmiyor. anlaşmanın imkansız hale geldiği, ulaşamadığım ulaşsam bile dediğimi kıçından anlayan, kendini bir uğurda feda etmiş, hayatının değerini göremeyen, her şeyi sevgiyi-fedakarlığı-iyiliği bile gereğinden fazla yapan, aslında ne yaptığını da sormadan sadece yapan, kısacası canımı çok yakan insandan insanlardan, bu yzden nefret ettiğim sanki çıkarsalar her şey çözülecekmiş gibi hissettiğim o iki halkadan, devlet düzenlerinden, geleneklerden kısaca beni, sevdiğim insanları üzün her şeyden hatta kendilerinden bile kurtulmak kaçmak istiyorum. sanki başka bir ülkede yine onlar için üzülürken çok da farklı olmayan bu düzende mutlu olacakmışım gibi. ama mutlu olmak için değil, hiç derdim yokmuş gibi değil; baya baya uzakta olmak istediğim için gidicem.
özlemek bazen en güzeli olabiliyor. özellikle değiştiremediğim durumlarda. dokunsam da bir yere kıpırdamayan şeylerin olduğu durumda canımın ve canlarımın yanmasını izlemek bana göre değil, sevmiyorum. işte o zaman o çok sevdiklerimi de sevemez hale geliyorum. sırf kendilerini üzdüklerini bildiğim için, sırf o büzüşmüş suratlarını gördüğüm için hayatımın kıymetli taraflarından da nefret edebiliyorum. aynı anda o kadar çok sevip nefret ediyorum ki; hani iki zıt madde çarpışır da patlamada ortaya inanılmaz bir güç çıkar ya filmlerde o patlamanın şiddetinden çevreye saçılan tozlar, uçuşan şeyler olur onlardan biri olup o patlamadan kaçıyorum.
bu da öyle bir katarsis olsun.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
