5 Ocak 2013

dikkat bu bir şükür yazısıdır.
-
bir insan birine kızım diyorsa boşuna değildir. diğeri de ona anne diyorsa o da boşuna değildir.
boşuna olan verilen değerdir.
-
dövmemden dolayı pişmanlık duyacağımı söyleyenler ufuk ve cahideye sahip değiller. ama ben bu hayatta bok çukuruna da düşsem, everestin tepesinden bulutlara da binsem sahip olduğum zenginliğin verdiği rahatlık ve iç huzurunu asla unutmıcam. ve her baktığımda kolumda isimlerini okudukça, onca olan ve biten olaya rağmen, hep şükredicem. uzakta yakında olmam sadece anlık hissettiriyor. temelinde şükür olan ilişkide ben hangisine anne hangisine baba demişim bence önemli değil. cahide ve ufuk benim için çok şey ifade ediyor.

iyi ki benimler :*






30 Aralık 2012

Aile Bağları

o bizim küçüklüğümüzdeki diziler, kitaplardaki aile yemekleri falan hep uzaktayken güzeller. gerçeğe uyguladığında elinde yalanlar silsilesinden başka bir şey kalmıyor.

       *mutluyum,
      *a olur mu şükür derdimiz tasamız yok,
     *evet evet hocalarımız sağ olsun,
    *kızlarla beraber çok sık yaparız o yemeği biz de,
  *
 *
*  gerisi samanyoluyla yarışır da tur bindirir.
gelip görsen sorup da düşünsen...
yalanımı TEPErler !

şimdi padişahın ilk prensesiyim ya ben ! dünya iyisi, insan güzelim ya;
şu an içinde bulunduğum saraydan çık tepedeki malikanemize gel dicem de oraya da gelme bence yani o malikane iç acısı ve hatta iç gıcırtısı. hiç mi bitmez hiç mi gerilemez ?
yaş ilerlemesi hayat gerilemesine kesin sebep midir ki? / ki asla bunu reddediyorum!
biraz daha düşünelim; peki nasıl ?
-çok sıkıntılı soru bu, bu sonra- 

0.0

zamanın neresinden tutsan hep birinde bir ahh kalıyor. ben denedim ne içersen iç hiç bir kafayla cevap veremedim. sövdüm sonrada.
-ben zaten hep hatalı sorular sorarım belki de ondan- 
+ ben zaten hep sonradan söverim- 
+sövdüğümün sevgiden geldiğini bile bile kanata kanata söverim-
+ama sövdüğümü kimse görmediği için bir kere daha söverim-

0.0

 insanlar birbirine yalan söylüyorlar. söylemeyi de seviyorlar. onlara söylenen yalanlarla ayakta kalmayı başarabildiklerinden bir başkasına yardım etmenin verdiği mutlulukla söyledikleriyle yaşıyorlar. arada deforme oluyorlar ya o da karşısındakinin yalandaki acemiliğinden.
lütfen yalanlarımıza çalışalım hayatlarımız birbirine kanla bağlı !

0.0
şimdi biraz da aynı evde mahkum olanlardan bahsedelim.
-hatır kalmasın, sonra dönüp okuyorum ben bunları-

ama şu an yazamıyorum çünkü aynı anda ok şey düşünüyorum çünkü promilim yeterli değil. 
alkolün en sevdiğim yanı da bu ya düşüncelerini sıraya diziyor. eloşun da dediği gibi bunu sonra çok sonra yatarken yazayım. şimdi mutlu hayatıma dönmem lazım :*



23 Ekim 2012

  


böcükler kovalasın beni ya ne diyim ki ben kendime ?
öyle bir panaromik manzara düşünün ki şehrin bir ucundan diğer ucuna 120 dereceden fazla 
karayla başlıyor denizle bitiyor. karşınızda ışıl ışıl şehir, trafiğe yukarıdan bakıyorsunuz.
 tek istediğiniz şey 
kahve
hem de 
türk olanından !
isteseniz iki dk karıştırmaya bakar 
ama siz annenizle içmek istiyorsunuz.
işte burada sorun başlıyor:
yorgun
koca gün ev işiyle uğraşmış 
üstelik solundan kalkmış.
*
burdaki sıkıntı ne zamanda, ne mekanda ne de kişilerde hatta ne de isteklerde.
istemeyen bir kişiye isteyebileceği hatta bundan çok büyük zevk alabileceği şeyi uzak bırakan koşullarda, zorunluluklarda.
*
annem diye demiyorum pek bir şebektir, cindir annemden önce arkadaşımdır.
- zaten ne oluyorsa fazla sevgiden-
*
şu hayattaki en büyük düşün nedir diye sorsalar anne olmak derim.
derim çünkü annemden çok şey öğrendim. mesela;
annem yüzünden, uyuyan bir adamın yemeğe geç kalma telaşıyla nasıl sıçrayarak uyandığını da öğrendim
bir insanı özlediğinde ilk kokusunu hatırlamayı da .
*
psikoloji okumaya da onun sayesinde heveslendim
psikolog olamayacağımı da ilk onda fark ettim.
çünkü bir insan istemediği sürece bahçesindeki çiçeklerin solduğunu kabul ettiremezsiniz.
çünkü siz neresinden tutarsanız tutun hayatının diğer kısmı da onda yaşayacak.

ve siz ne kadar üzülürseniz üzülün gülmek zorunda olduğunuz insanlar olduğu sürece gerçekten ağlayamazsınız.





7 Ağustos 2012

ben zaten bir şeyi uzun süre istesem, yetmese devam etsem istemeye kıyametin küçük alameti diye gazeteye ilan vericem. insan egosu öyle güzel planlanmış ki kişiyi korumaya. hani zorlamadıkça ya da psikolojik bir bozukluk olmadıkça zor çok zor bozulur yani. ama ben zeki çevik ve ahlaklı, büyükyıldızların biricik torunu belki de hayatımda tekil olarak aldığım kararların en iyisinin keyfini sürmekteyim şu günlerde. aklımı öptüm ben, hatta yaslıcanın dediği gibi kendimi öptüm :]:] hayat biri uğruna harcanacak kadar hafif değil hele ki bir adam uğruna hiç değil. ha çok adamsa, geçen aylarda ettiğim dualar tutarsa ya da elinden gidenin farkına varırsa bu artık onun sorunu olucak. e o rakılar, kafalar parayla değil sırayla.

16 Temmuz 2012



bazen kelimelerin hiç bir anlamı kalmıyor ve ben sadece seni istiyorum. neye, neyi, kimi istiyorum bunların bir cevapları olmasa da, bu satırları okumayacak, okusan da anlamayacak kadar az olsan da, anlatsam belki anlarsın.
ve anlasan belki ... - bu cümlenin sonu sadece belki acı bir belki -
olsan da şimdi değil sadece,
 ikimiz hakkında bildiğim,
hissettiğim tek şey bu
sadece şimdi değil.

ne zaman inan bilmiyorum ama daha çok hatunun teninden geçmen lazım bunu biliyorum. hiç birinin  sende bu kadar özgür ve sana düşkün olmadığını anlaman belki bir ömür sürer.
ama o zaman bir ömrü diğerleriyle harcayacaksın.

ve ben böyle akşamlarda; biraz rakı, biraz acı en derinine kadar hissederken  pişmanlığı ve günahı
en derinden bir dua kopacak senin için sadece üç kelime;
'' çok mutlu ol.''
ama içten bir şeytan sürekli fısıldayacak;
 ''hep benimle mutlu ol.''

aslında bunu sana söylemeyecek kadar çok ve bir şeyleri saklayacak kadar az ömrüm var.
tüm bunları bile bile ladese girmek sonucu göre göre, tuzdan kavrulup yok olmak
çok da acıtmıyor bana bıraktığın oncaa anıyı düşünce - onca anı dediysem en fazla bir gün eder toplamı-.

 her ne kadar dünya dönse de şu an sabit kalan tek noktasın ve her ne olursa olsun sabit kalacağını hissetmek acıtsa da canımı, sen oluşundan dolayı hep bir huzur, içimde hep bir yaşama isteği,
olur da alsancağın en olmadık yerinde bir güneş batımı seni yakalarsam ve sen de 3-4 saati çok görmezsen bana daha ne diye uğraşıyım?
bu kadar basit aslında istediğim . 
sadece
sen.
sadece

27 Mayıs 2012



İkinci yeniyi işlerken Cemal Süreya'nın '' keşke yalnız bunun için sevseydim seni '' dizesini hiç anlamamıştım ... Taa ki seni neden sevdiğimi düşünene kadar.O kadar çok kullandım ki o dizeyi, sonra sonra.

'Sevme' dedin.Bir şeyler hissetmeyi bırakabilseydim bu ilk sen olurdun zaten ''senin aracılığınla bana hediye edilen ben '' bir başka deyişle  -ki ben Franz Kafka'nın deyişlerini severim-. İstediğim ne varsa yavaş yavaş yaşıyoruz ve ben her olayda, her konuşmada bir kez daha ikiye bölünüp dağılmakla kalıyorum. İçerde bir ipek deli divane dört duvar haykırıyor seni bulduğu, en azından tanıdığı için.Diğer tarafı tarif etmesi çok zor.Söylemediği, acı-tatlı gerçekleri içinde tutmaktan sabırsız,gördüğü durumları hazmedemeyip seni - dolaylı olarak kendini- kaybetmekten dünya kadar korkuyor.Çarpıştıkları an aklımı kaybedicek gibi oluyorum ve sadece seni görmek, yaşadığına dair bir işaret görmek bana iyi gelebiliyor mesela, saniyelik bile olsa.

Bundan daha zoruysa dışarıya çıktığımda başlıyor. Tüm bunları unutup bu sefer hayatımı ikiye bölüyorum. İçeride senle geçirdiğim anlar -senin olduğun hayatım - var. İkincisi tam bir işkence; aynı konuları, muhabbetleri, filmleri, kitapları, şarkıları, . . .  senle konuştuktan sonra bir başkasın anlatmak cinayet sebebi.Karşımdakine anlatmadan önce sesin/yazdıkların aklımda. Sonra gel de bunları anlamayan birilerine anlat ve bunları daha önce hiç seninle konuşmamış gibi saklı bırak.

Olmuyor, hayatımın neredeyse tüm anlamını bir anda üstüne almanı ve bunu paylaşamamayı kaldıramıyorum.

Ağır geliyor anlıyor musun ?

Ama bir yandan da onlar zaten sana hazırlandı gel al diye dua ediyorum.

YA GEL YA DA . . . ya da'SI YOK GALİBA;
GEL SEN,
GEL .

5 Mayıs 2012

''aydınlık neyin oluyor senin  
gökyüzü akraban filan mı  
beni bulur bulmaz gözlerin ş 
imşek çakıyorum yalan mı  
yüzünde yalazını gezdirdiğin  
saçlarından tutuşmuş orman mı  
akla ziyan bir şey elektriğin 
ayışığı mavisi dudaklarından mı 
 
o ışık zenginliği mi giyindiğin  
uzay tozları mı yıldızlardan mı  
elime dokunduğu an elin  
güneşler açıyorum sahi ondan mı  
aydınlık neyin oluyor senin''
                                   ATTİLA İLHAN