'Ne renk olduğunun önemi yok. Mühim olan neye renk verdiğin...'
27 Mayıs 2012
İkinci yeniyi işlerken Cemal Süreya'nın '' keşke yalnız bunun için sevseydim seni '' dizesini hiç anlamamıştım ... Taa ki seni neden sevdiğimi düşünene kadar.O kadar çok kullandım ki o dizeyi, sonra sonra.
'Sevme' dedin.Bir şeyler hissetmeyi bırakabilseydim bu ilk sen olurdun zaten ''senin aracılığınla bana hediye edilen ben '' bir başka deyişle -ki ben Franz Kafka'nın deyişlerini severim-. İstediğim ne varsa yavaş yavaş yaşıyoruz ve ben her olayda, her konuşmada bir kez daha ikiye bölünüp dağılmakla kalıyorum. İçerde bir ipek deli divane dört duvar haykırıyor seni bulduğu, en azından tanıdığı için.Diğer tarafı tarif etmesi çok zor.Söylemediği, acı-tatlı gerçekleri içinde tutmaktan sabırsız,gördüğü durumları hazmedemeyip seni - dolaylı olarak kendini- kaybetmekten dünya kadar korkuyor.Çarpıştıkları an aklımı kaybedicek gibi oluyorum ve sadece seni görmek, yaşadığına dair bir işaret görmek bana iyi gelebiliyor mesela, saniyelik bile olsa.
Bundan daha zoruysa dışarıya çıktığımda başlıyor. Tüm bunları unutup bu sefer hayatımı ikiye bölüyorum. İçeride senle geçirdiğim anlar -senin olduğun hayatım - var. İkincisi tam bir işkence; aynı konuları, muhabbetleri, filmleri, kitapları, şarkıları, . . . senle konuştuktan sonra bir başkasın anlatmak cinayet sebebi.Karşımdakine anlatmadan önce sesin/yazdıkların aklımda. Sonra gel de bunları anlamayan birilerine anlat ve bunları daha önce hiç seninle konuşmamış gibi saklı bırak.
Olmuyor, hayatımın neredeyse tüm anlamını bir anda üstüne almanı ve bunu paylaşamamayı kaldıramıyorum.
Ağır geliyor anlıyor musun ?
Ama bir yandan da onlar zaten sana hazırlandı gel al diye dua ediyorum.
YA GEL YA DA . . . ya da'SI YOK GALİBA;
GEL SEN,
GEL .
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder