23 Ekim 2012

  


böcükler kovalasın beni ya ne diyim ki ben kendime ?
öyle bir panaromik manzara düşünün ki şehrin bir ucundan diğer ucuna 120 dereceden fazla 
karayla başlıyor denizle bitiyor. karşınızda ışıl ışıl şehir, trafiğe yukarıdan bakıyorsunuz.
 tek istediğiniz şey 
kahve
hem de 
türk olanından !
isteseniz iki dk karıştırmaya bakar 
ama siz annenizle içmek istiyorsunuz.
işte burada sorun başlıyor:
yorgun
koca gün ev işiyle uğraşmış 
üstelik solundan kalkmış.
*
burdaki sıkıntı ne zamanda, ne mekanda ne de kişilerde hatta ne de isteklerde.
istemeyen bir kişiye isteyebileceği hatta bundan çok büyük zevk alabileceği şeyi uzak bırakan koşullarda, zorunluluklarda.
*
annem diye demiyorum pek bir şebektir, cindir annemden önce arkadaşımdır.
- zaten ne oluyorsa fazla sevgiden-
*
şu hayattaki en büyük düşün nedir diye sorsalar anne olmak derim.
derim çünkü annemden çok şey öğrendim. mesela;
annem yüzünden, uyuyan bir adamın yemeğe geç kalma telaşıyla nasıl sıçrayarak uyandığını da öğrendim
bir insanı özlediğinde ilk kokusunu hatırlamayı da .
*
psikoloji okumaya da onun sayesinde heveslendim
psikolog olamayacağımı da ilk onda fark ettim.
çünkü bir insan istemediği sürece bahçesindeki çiçeklerin solduğunu kabul ettiremezsiniz.
çünkü siz neresinden tutarsanız tutun hayatının diğer kısmı da onda yaşayacak.

ve siz ne kadar üzülürseniz üzülün gülmek zorunda olduğunuz insanlar olduğu sürece gerçekten ağlayamazsınız.





7 Ağustos 2012

ben zaten bir şeyi uzun süre istesem, yetmese devam etsem istemeye kıyametin küçük alameti diye gazeteye ilan vericem. insan egosu öyle güzel planlanmış ki kişiyi korumaya. hani zorlamadıkça ya da psikolojik bir bozukluk olmadıkça zor çok zor bozulur yani. ama ben zeki çevik ve ahlaklı, büyükyıldızların biricik torunu belki de hayatımda tekil olarak aldığım kararların en iyisinin keyfini sürmekteyim şu günlerde. aklımı öptüm ben, hatta yaslıcanın dediği gibi kendimi öptüm :]:] hayat biri uğruna harcanacak kadar hafif değil hele ki bir adam uğruna hiç değil. ha çok adamsa, geçen aylarda ettiğim dualar tutarsa ya da elinden gidenin farkına varırsa bu artık onun sorunu olucak. e o rakılar, kafalar parayla değil sırayla.

16 Temmuz 2012



bazen kelimelerin hiç bir anlamı kalmıyor ve ben sadece seni istiyorum. neye, neyi, kimi istiyorum bunların bir cevapları olmasa da, bu satırları okumayacak, okusan da anlamayacak kadar az olsan da, anlatsam belki anlarsın.
ve anlasan belki ... - bu cümlenin sonu sadece belki acı bir belki -
olsan da şimdi değil sadece,
 ikimiz hakkında bildiğim,
hissettiğim tek şey bu
sadece şimdi değil.

ne zaman inan bilmiyorum ama daha çok hatunun teninden geçmen lazım bunu biliyorum. hiç birinin  sende bu kadar özgür ve sana düşkün olmadığını anlaman belki bir ömür sürer.
ama o zaman bir ömrü diğerleriyle harcayacaksın.

ve ben böyle akşamlarda; biraz rakı, biraz acı en derinine kadar hissederken  pişmanlığı ve günahı
en derinden bir dua kopacak senin için sadece üç kelime;
'' çok mutlu ol.''
ama içten bir şeytan sürekli fısıldayacak;
 ''hep benimle mutlu ol.''

aslında bunu sana söylemeyecek kadar çok ve bir şeyleri saklayacak kadar az ömrüm var.
tüm bunları bile bile ladese girmek sonucu göre göre, tuzdan kavrulup yok olmak
çok da acıtmıyor bana bıraktığın oncaa anıyı düşünce - onca anı dediysem en fazla bir gün eder toplamı-.

 her ne kadar dünya dönse de şu an sabit kalan tek noktasın ve her ne olursa olsun sabit kalacağını hissetmek acıtsa da canımı, sen oluşundan dolayı hep bir huzur, içimde hep bir yaşama isteği,
olur da alsancağın en olmadık yerinde bir güneş batımı seni yakalarsam ve sen de 3-4 saati çok görmezsen bana daha ne diye uğraşıyım?
bu kadar basit aslında istediğim . 
sadece
sen.
sadece

27 Mayıs 2012



İkinci yeniyi işlerken Cemal Süreya'nın '' keşke yalnız bunun için sevseydim seni '' dizesini hiç anlamamıştım ... Taa ki seni neden sevdiğimi düşünene kadar.O kadar çok kullandım ki o dizeyi, sonra sonra.

'Sevme' dedin.Bir şeyler hissetmeyi bırakabilseydim bu ilk sen olurdun zaten ''senin aracılığınla bana hediye edilen ben '' bir başka deyişle  -ki ben Franz Kafka'nın deyişlerini severim-. İstediğim ne varsa yavaş yavaş yaşıyoruz ve ben her olayda, her konuşmada bir kez daha ikiye bölünüp dağılmakla kalıyorum. İçerde bir ipek deli divane dört duvar haykırıyor seni bulduğu, en azından tanıdığı için.Diğer tarafı tarif etmesi çok zor.Söylemediği, acı-tatlı gerçekleri içinde tutmaktan sabırsız,gördüğü durumları hazmedemeyip seni - dolaylı olarak kendini- kaybetmekten dünya kadar korkuyor.Çarpıştıkları an aklımı kaybedicek gibi oluyorum ve sadece seni görmek, yaşadığına dair bir işaret görmek bana iyi gelebiliyor mesela, saniyelik bile olsa.

Bundan daha zoruysa dışarıya çıktığımda başlıyor. Tüm bunları unutup bu sefer hayatımı ikiye bölüyorum. İçeride senle geçirdiğim anlar -senin olduğun hayatım - var. İkincisi tam bir işkence; aynı konuları, muhabbetleri, filmleri, kitapları, şarkıları, . . .  senle konuştuktan sonra bir başkasın anlatmak cinayet sebebi.Karşımdakine anlatmadan önce sesin/yazdıkların aklımda. Sonra gel de bunları anlamayan birilerine anlat ve bunları daha önce hiç seninle konuşmamış gibi saklı bırak.

Olmuyor, hayatımın neredeyse tüm anlamını bir anda üstüne almanı ve bunu paylaşamamayı kaldıramıyorum.

Ağır geliyor anlıyor musun ?

Ama bir yandan da onlar zaten sana hazırlandı gel al diye dua ediyorum.

YA GEL YA DA . . . ya da'SI YOK GALİBA;
GEL SEN,
GEL .

5 Mayıs 2012

''aydınlık neyin oluyor senin  
gökyüzü akraban filan mı  
beni bulur bulmaz gözlerin ş 
imşek çakıyorum yalan mı  
yüzünde yalazını gezdirdiğin  
saçlarından tutuşmuş orman mı  
akla ziyan bir şey elektriğin 
ayışığı mavisi dudaklarından mı 
 
o ışık zenginliği mi giyindiğin  
uzay tozları mı yıldızlardan mı  
elime dokunduğu an elin  
güneşler açıyorum sahi ondan mı  
aydınlık neyin oluyor senin''
                                   ATTİLA İLHAN 

22 Nisan 2012

iyi miyim kotu muyum ?
guzel miyim cirkin miyim ?
sinirli miyim sakin miyim ?
asik miyim sorhos muyum ?
dunyali miyim uzayli miyim ?


HICBIRISININ cevabi yok bu aralar. aramak isteyen bir ipek de yok . alacagi cevaplardan deli gibi korkuyor bu sefer bu kiz . zaman geciyor ve ben hayatima girenleri degerlendirmekle geciriyorum hayatimi .  fallarimda cikan o zamanin gecmesini bekleyip sadece susuyorumm, belki ordan yirtarim diye . insanlarin kosusturmacalari, konusmalari hepsi icimi acitiyor ama acitmiyor-mus gibi davranmak isime geliyor . hayatimdaki cogu kisiyi ayakustu kandirdigimi sanirken en rahat kendimi kandiriyomusum, fark ettim / fark ettirildi ki bu daha cok koydu galiba . kacarsam daha kolay olur dedim, olmadi . aksine bogazimdaki yumruk icime oturmaya basladi . zorlarsam olur dedim, olmicak . cunku istedigimi ve beni bekleyeni o kadar iyi biliyorum, ki  bu canimi cok yakiyor . ilk defa canim degisik yerimden yaniyor . . . ve ben susuyorum .

15 Nisan 2012

inat damarımı attırmak çok zordur, en sinirli olduğum anda bile atamayan bu damar tutar da iki çift lafla kan pompalamaya başlar. bu saatten sonra olacaklar benim elimde değil acıyan canının, çekeceğin pişmanlıkların günahını da almam, o büyük lokmayı geri yutarken hazmettirici olarak yanında olurum ama sırf yüzünü görmek için,
hı-hı yaparım bunu gezegen değiştirsen bile bulurum, bana acının allahını versen, canının yanması canımı yaksa da yaparım.
çünkü; bak ben zır deliyim ya benimsin ya ölüsün budur tek söylediğiiiiiimmmm :*