26 Ocak 2013

zorunlulukları ortadan kaldırmak gibi bir lüksümüz olmalıydı.

tüm insanlardan, ilişkisiz ilişkilerinden, saçma çıkışlarından, neye kime kızdıği belli olmayıp hıncı kendine olan canavarlardan kurtulacağımız bir yaşam düzeni de olmalıydı.

gönüllülük esasına dayalı olmalıydı belki bu hayali düzende her şey. yargılamak yok iyi ve kötüyü ayıran tek şey kişinin içinde bir yerde olmalıydı ve bu diğerlerini o kadar da ilgilendirmemeliydi. 

karşılıksız olmalıydı tüm duygular. sadece olmalı ve yaşamalıydı insanlar tüm değerleri evrensel bir genellemeye sokmadan, hissetmek önemli olmalıydı.

belki o zaman gerçekten bir şeyler hissetmek, hesaptan uzak saf yaşamak mümkün olabilirdi.
bir de en önemlisi belki o zaman birbirimize verdiğimiz sözler gerçek ve anlamlı olurdu.

19 Ocak 2013

okuduğum tüm kitaplar,  izlediklerim, dinlediklerim, gördüğüm hayatlar, geçtiğim insanlar bana hep bir şeyler söyler. hafızamın kilitli bir yerinde günü gelince kullanmak üzere sakladığımı, bildiğimi, öğrendiğimi düşünürdüm . düşünürdüm çünkü yaşadıkça o kutudakilerin aslında hepsini yaşamış ama hiç birini kullanamamış olduğumu fark ediyorum. canımın yanması dengesizliğe bağlanmış bu ipek yaşamak ve kullanamamanın acısında galiba. ya da bu da değil.
biri çıksın öyle bir şey desin ki her anlamda daha az acısın.

18 Ocak 2013

bir kelime bir işlemi değiştir elinde ne kalır ?

  bir şarkı : Jehan Barbur-eskiden



  bir resim:                    

7 Ocak 2013

''sıkılmıştım ben de biraz hep aynı yerde durmaktan 
yanında olmak varken hep arkanda koşmaktan 
beni bu kentte tutan boğazı değil, geçmişimdir 
sen nasıl gidiyorsun, hep merak etmişimdir.

yarın sabah geri gelmeyecek misin 
ben mi kalkayım yoksa çayı sen demleyecek misin 
madem öyle lafı uzatmaya gerek yok 
ben mi öleyim yoksa ateş edecek misin?

rahatsız ediyorum ama, çiçeğe su verdin mi 
evet bunun için aradım, başka ne olabilir ki. 
ha bir de, yola çıktığın zaman hangi köprüyü seçtin 
tam beş saat olmuş izmit'i yeni mi geçtin

yarın sabah geri gelmeyecek misin 
ben mi kalkayım yoksa çayı sen demleyecek misin 
madem öyle lafı uzatmaya gerek yok 
ben mi öleyim yoksa ateş edecek misin?''

efendim yukarıdakiler yeni takıntımın en sevdiğim ve çoğu zaman olduğu gibi ilk dinlediğim parçalarının şarkı sözleri. 


böyle şeyler çoğalmalı çokçana olmalı.

5 Ocak 2013

dikkat bu bir şükür yazısıdır.
-
bir insan birine kızım diyorsa boşuna değildir. diğeri de ona anne diyorsa o da boşuna değildir.
boşuna olan verilen değerdir.
-
dövmemden dolayı pişmanlık duyacağımı söyleyenler ufuk ve cahideye sahip değiller. ama ben bu hayatta bok çukuruna da düşsem, everestin tepesinden bulutlara da binsem sahip olduğum zenginliğin verdiği rahatlık ve iç huzurunu asla unutmıcam. ve her baktığımda kolumda isimlerini okudukça, onca olan ve biten olaya rağmen, hep şükredicem. uzakta yakında olmam sadece anlık hissettiriyor. temelinde şükür olan ilişkide ben hangisine anne hangisine baba demişim bence önemli değil. cahide ve ufuk benim için çok şey ifade ediyor.

iyi ki benimler :*






30 Aralık 2012

Aile Bağları

o bizim küçüklüğümüzdeki diziler, kitaplardaki aile yemekleri falan hep uzaktayken güzeller. gerçeğe uyguladığında elinde yalanlar silsilesinden başka bir şey kalmıyor.

       *mutluyum,
      *a olur mu şükür derdimiz tasamız yok,
     *evet evet hocalarımız sağ olsun,
    *kızlarla beraber çok sık yaparız o yemeği biz de,
  *
 *
*  gerisi samanyoluyla yarışır da tur bindirir.
gelip görsen sorup da düşünsen...
yalanımı TEPErler !

şimdi padişahın ilk prensesiyim ya ben ! dünya iyisi, insan güzelim ya;
şu an içinde bulunduğum saraydan çık tepedeki malikanemize gel dicem de oraya da gelme bence yani o malikane iç acısı ve hatta iç gıcırtısı. hiç mi bitmez hiç mi gerilemez ?
yaş ilerlemesi hayat gerilemesine kesin sebep midir ki? / ki asla bunu reddediyorum!
biraz daha düşünelim; peki nasıl ?
-çok sıkıntılı soru bu, bu sonra- 

0.0

zamanın neresinden tutsan hep birinde bir ahh kalıyor. ben denedim ne içersen iç hiç bir kafayla cevap veremedim. sövdüm sonrada.
-ben zaten hep hatalı sorular sorarım belki de ondan- 
+ ben zaten hep sonradan söverim- 
+sövdüğümün sevgiden geldiğini bile bile kanata kanata söverim-
+ama sövdüğümü kimse görmediği için bir kere daha söverim-

0.0

 insanlar birbirine yalan söylüyorlar. söylemeyi de seviyorlar. onlara söylenen yalanlarla ayakta kalmayı başarabildiklerinden bir başkasına yardım etmenin verdiği mutlulukla söyledikleriyle yaşıyorlar. arada deforme oluyorlar ya o da karşısındakinin yalandaki acemiliğinden.
lütfen yalanlarımıza çalışalım hayatlarımız birbirine kanla bağlı !

0.0
şimdi biraz da aynı evde mahkum olanlardan bahsedelim.
-hatır kalmasın, sonra dönüp okuyorum ben bunları-

ama şu an yazamıyorum çünkü aynı anda ok şey düşünüyorum çünkü promilim yeterli değil. 
alkolün en sevdiğim yanı da bu ya düşüncelerini sıraya diziyor. eloşun da dediği gibi bunu sonra çok sonra yatarken yazayım. şimdi mutlu hayatıma dönmem lazım :*



23 Ekim 2012

  


böcükler kovalasın beni ya ne diyim ki ben kendime ?
öyle bir panaromik manzara düşünün ki şehrin bir ucundan diğer ucuna 120 dereceden fazla 
karayla başlıyor denizle bitiyor. karşınızda ışıl ışıl şehir, trafiğe yukarıdan bakıyorsunuz.
 tek istediğiniz şey 
kahve
hem de 
türk olanından !
isteseniz iki dk karıştırmaya bakar 
ama siz annenizle içmek istiyorsunuz.
işte burada sorun başlıyor:
yorgun
koca gün ev işiyle uğraşmış 
üstelik solundan kalkmış.
*
burdaki sıkıntı ne zamanda, ne mekanda ne de kişilerde hatta ne de isteklerde.
istemeyen bir kişiye isteyebileceği hatta bundan çok büyük zevk alabileceği şeyi uzak bırakan koşullarda, zorunluluklarda.
*
annem diye demiyorum pek bir şebektir, cindir annemden önce arkadaşımdır.
- zaten ne oluyorsa fazla sevgiden-
*
şu hayattaki en büyük düşün nedir diye sorsalar anne olmak derim.
derim çünkü annemden çok şey öğrendim. mesela;
annem yüzünden, uyuyan bir adamın yemeğe geç kalma telaşıyla nasıl sıçrayarak uyandığını da öğrendim
bir insanı özlediğinde ilk kokusunu hatırlamayı da .
*
psikoloji okumaya da onun sayesinde heveslendim
psikolog olamayacağımı da ilk onda fark ettim.
çünkü bir insan istemediği sürece bahçesindeki çiçeklerin solduğunu kabul ettiremezsiniz.
çünkü siz neresinden tutarsanız tutun hayatının diğer kısmı da onda yaşayacak.

ve siz ne kadar üzülürseniz üzülün gülmek zorunda olduğunuz insanlar olduğu sürece gerçekten ağlayamazsınız.