15 Aralık 2014

gülerken sadece 4 kasımız çalışıyormuş, biliminsanlarının yalancısıyım. bir de o dört kasın ardına saklanmış onca farklı duygu onca farklı niyet var. bunları da araştırsın bilimadamları. mesela gülüş var ömrünün en güzel nefesini aldığın ana denk geliyor; gülüş var yanındaki son nefesini veriyor diye tutamadığın sevince karşılık geliyor. sonra gülmekten gülmeye de fark var; bir mutlu olup içinde patlayanı var, ses çıkaramadan bir de en yüksek makamdan kendine acırken güldüğün hali var.  güldürenden güldürene de çok fark var;  var olmasıyla bile gülümseteninden tut var olduğu için gülümsetenine onlarca insan onlarca sebep var. 
hangisi olursa olsun güldüğünüz an içinize sinsin. gerisi bize araştırma konusu 


4 Kasım 2014

   


Akıl, karışabilen çözülmeyen nereye yeteceğini bilmeyen yumak olup elde patlayabilen mekanizma. Aşk, akıl alan havalara uçuran mideye yumru oturtan yaşadığını hissettiren bir bela. Özlem, aşık tutan küfrettiren sövdüren övdüren diz dövdüren bir duygu. Müzik, benim sana aklı aşkı ve özlemi anlatabildiğim; çekinmeyip hakkım gördüğüm tek yol. Bana kalansa 96 saat, birkaç yolculuk ve uyandığım güzel sabahlar, fazlasına duyduğum umut da gelecek hayalim.

11 Temmuz 2014

Aslında benim bir bloğum vardı değil mi? arada sinirimi çıkardığım, mutluluğumu yazdığım falan. yaşamıyor muyum peki bu aralar? aksine gayet dengesiz bir düzenden belirsizlikle yürüyorum. bu da böyle bir evreymiş der, can sağlığı dileriz. intihar edicem dersem inanmayın; ben ona da üşenir cayarım. hem önce bin küsür fotoğrafım var ispanya rüyamdan geri kalan onları yüklemeden il bile değiştirmiyorum. peki bir ipek büyükyıldız neye üşenmez?
*dolunayı izlemek için kendine taht yapmaya
*soundcloudu karıştırmaya
*tatlı yapmaya
*ferhan şensoy okumaya
*anasına babasına dil yetiştirmeye
*boş bilgileri depolamaya
*trivial oynasın diye büşrayı zorlamaya
hiç üşenmez.
üşeniyorsak sebebi çok. elbet günü gelir onlarla da yüzleşiriz.

26 Nisan 2014

* Barcelona sokaklarinda tam bir serseri kivaminda dolandim, Pragla devam edicem, sonra guney ispanyanin bokunu cikaricam.
 -hayalimdi bunlar benim ulan- - ondandir ki adimlarken bile inanmadim, insan kolay inanamiyor tabii- 
 * tam boyle bir seyleri cok ipekce yazasim geliyor; yazmakta oldugum cumleden sonrasini unutuyorum. toplamaya calisirken olmuyor toplayamiyorum, birakiyorum. buna care ses kayitlari tutmayi denicem tutma isimin tuttuguna inanirsam buradan da halka seslenicem :]]
  * bir de ben su an dusundum ki hep en cok uzuldugum, canimin yandigi, yine mi olmadi dedigim noktada durmak yerine her hangi bir yola sapip yurudugum icin seviyorum kendimi ve belki de bu yuzden hala hayal kurabiliyorum.
-keske bazen cok dusunmesem diye de dusundum ama onu baska sefer yazicam, tam dusunememisim gibi o konu- 
* fiziksel olarak icinde olmasam da uzaklarda bir sehirde/lerde ortam tansiyonu hala cok yuksek, yetmiyormus gibi bir de benim icimdeki kalp ritmi de karisik ve hepsine ek olarak haziran ayindan itibaren en basitinden yasayacagim yere dair net bir bilgi yok.
-anne baba sahibi cok zor.-

her ne olursa olsun "gunes acacak bir gun bir yerde "
simdi beni park bekler, parktaki onlarca cocukla beraber ordekler de bekliyordur bence; yesili seviniz agaclari koruyunuz!




7 Nisan 2014

''İki lafın belini incitsek, kırmadan yalnız 
Konuşacak ne çok şey var
Sen yalnız ben onca yalnız...''


geleyim de 'kahveler benden olsun'

11 Mart 2014

(ne facebooka ne tivitıra sığdıramadım ben bu yazıyı bari bu da burada dursun)

 bugünü de yazın bir kenara. ne çok yazılmış gün oldu değil mi? ne çok giden can oldu. devlet, politika, rant, kar, saplantı, kişilik bozuklukları,... ne çok insan canı aldı. ne çok yalan duyduk. ne çok kinlendik, üzüldük. ve en acısı her seferinde ne kadar güzel hiç bir şey olmamış gibi devam ettik, alıştık, duyarsızlaştık, montajlandık,....
 olay göstermelik sokağa çıkmak değil sadece, berkinin ölümüne karşı durmak değil, alinin ölümüne ya da katliamın birine üzülmek değil. insanların ölmesine karşı olmak, şiddete karşı olmak, sırf feysbuka koymak için sokağa çıkmak değil. berkini bir simge haline getirmek hiç değil.
  insanlar sevdiklerini kaybedince üzülürler doğal olarak ama biz hiç tanımadığımız insanlar için üzülmüyoruz sadece. yine salak yerine konduğumuz için bu kin, üzüntü var bence. (belki bu kadar uzakta olduğum için benimki). asıl utanması gerekenlerin damarının bile titremediğini görmek acıtıyor belki bizi. artık yetti belki de ... herkesin hissettiği farklıdır kuşkusuz. ancak benim bildiğim bir şey var; bu dünyada zaten adalet yokken bu kadar yüzüme çarpması bana acı veriyor.
 biraz umut varsa içimde umarım gerçek olur ve çocuklar, evlatlar insanlar daha insanca yaşarlar.
 ama bugünü de unutma ipek, ilerde ekmek almaya giden bir çocuk görürüm başta berkini sonra adını bile aklımda tutamayacağım kadar yönetime kurban gitmiş insanlara haklarını teslim etmek gerek. kolay değil kör bir sistem uğruna ölmek.

6 Mart 2014

 


özledim!
hep dilimdedir benim, çok şanslı bir insan olduğum. artık çantasını kurtardığım o teyzenin duası mı, içime kaçan at nalı mı, babaannemin döktüğü kurşunlar mı bilemicem. ama bir kez daha kanıtlandı ki ben cidden çok şanslıyım. erasmus gibi saçma bir oluşumun içindeki güzel insanları bile bulabildiğime göre ben cidden şanslı bir insanım :]]

gelelim bizim kuru fasulyeye fabada dedikleri noktaya...
ne kadar güzel insanlar, anılar, müzikler biriktirirseniz özlemi de o kadar büyük oluyormuş. attığım her adımda mutlaka bir kişinin daha adı var.  zaman yanlarında akarken hiç anlamamışım ben bir gün gelip de onlardan ayrı kalabileceğimi. misal büşraaaa diye her seslendiğimde hep cevap gelecek sanmışım. ve beklediğim cevaplar gelmediğinde ağır oldu benim için kendi kendime cevap vermem.

bizzat ben kendim....
hiç olmadık bir saatte sokaklarda fütursuzca dedikodu yapmayı çok özledim mesela. gözümle bir çok şeyi anlatmayı,  gece körü börek kokularıyla kendimden geçmeyi, fal bahanesiyle psikologluk işimi çok can insanlarla halletmeyi, derslere girip çıkarken sataşmayı, beraber dizi seansları yapmayı, ...

dondurucu soğukta kahve kokusu bahanesiyle sohbet etmeyi, bekleyip de yeni duyduğum o insan sesini, git gel telaşını, ihtimalleri, tanıdık tınıları, anıları olan yerleri, masayı, şehri,...

sabahın bir körü hazır güzelim türk kahvaltılarını, atışmaları, arkalardan sövmeleri, cam sil ve domestos kokularını, baba göbeğinde uyuyakalmayı, ....

özledim.