bu sabah ilk defa karnım ağrıdı. ağrıyla uyandım annemlerden kilometrelerce uzakta. karın ağrısına ne olacak ondan değil ama ya annemler duysa ne kadar üzülürler diye korktum, ben üzüldüm. akşam oldu eve geldim ispanyada bile olsam gündemden uzak kalmayayım dedim ve Ali İsmail Korkmaz'ın dava haberlerini okudum. O kadın da anneydi, Ali de çocuktu. O adam da babaydı. şüphesiz dostları vardı, her gün selam verdiği esnaf vardı belki benim gibi. Onlar hala aliyi seviyor ama sevgi bu düzende adalet getirmiyor.
ben karın ağrısına üzülürken; o davada yargılananların, sokakta dolaşanların, çankayada oturanların aldığı nefes nasıl içlerine sindi ?
bu yazı dursun buralarda bir yerlerde; olur ilerde anne olurum, dost olurum, esnaf olurum... Ali'ye ve onlarca kişiye yapılan bu vicdansızlıkları unutturmamak gerek. kinlendiğim şey makam, mevki, partiden çok vicdanını kaybetmiş zihniyet, en azından sadece bunu hatırlayayım.
'Ne renk olduğunun önemi yok. Mühim olan neye renk verdiğin...'
3 Şubat 2014
29 Ocak 2014
1 Ocak 2014
küçük çocuklar gibi mızmızlanmaya geldim. baya bildiğimiz istediğini yaptıramayan, dert yanacak mercilere ulaşmaya gücü olmayan, siniri avuç içinde patlayan çocuklar gibi. çünkü artık küçük bir çocuk değilim; en azından küçük değilim.
canımı yakan şey insanların bir birine kelepçe gibi iki altın halkayla bağlanmasından kaynaklı. dikkat çekerim, severek ve isteyerek gönül rızasıyla taşıyanları çok tebrik ediyor, pistlerinden çocukları kovuyorum ama tam tersi durumda aynı evde yaşayan mahkuma dönüşen insanlardan bahsetmek istiyorum, edemiyorum, sözcüklerim yetmiyor. anlaşmanın imkansız hale geldiği, ulaşamadığım ulaşsam bile dediğimi kıçından anlayan, kendini bir uğurda feda etmiş, hayatının değerini göremeyen, her şeyi sevgiyi-fedakarlığı-iyiliği bile gereğinden fazla yapan, aslında ne yaptığını da sormadan sadece yapan, kısacası canımı çok yakan insandan insanlardan, bu yzden nefret ettiğim sanki çıkarsalar her şey çözülecekmiş gibi hissettiğim o iki halkadan, devlet düzenlerinden, geleneklerden kısaca beni, sevdiğim insanları üzün her şeyden hatta kendilerinden bile kurtulmak kaçmak istiyorum. sanki başka bir ülkede yine onlar için üzülürken çok da farklı olmayan bu düzende mutlu olacakmışım gibi. ama mutlu olmak için değil, hiç derdim yokmuş gibi değil; baya baya uzakta olmak istediğim için gidicem.
özlemek bazen en güzeli olabiliyor. özellikle değiştiremediğim durumlarda. dokunsam da bir yere kıpırdamayan şeylerin olduğu durumda canımın ve canlarımın yanmasını izlemek bana göre değil, sevmiyorum. işte o zaman o çok sevdiklerimi de sevemez hale geliyorum. sırf kendilerini üzdüklerini bildiğim için, sırf o büzüşmüş suratlarını gördüğüm için hayatımın kıymetli taraflarından da nefret edebiliyorum. aynı anda o kadar çok sevip nefret ediyorum ki; hani iki zıt madde çarpışır da patlamada ortaya inanılmaz bir güç çıkar ya filmlerde o patlamanın şiddetinden çevreye saçılan tozlar, uçuşan şeyler olur onlardan biri olup o patlamadan kaçıyorum.
bu da öyle bir katarsis olsun.
canımı yakan şey insanların bir birine kelepçe gibi iki altın halkayla bağlanmasından kaynaklı. dikkat çekerim, severek ve isteyerek gönül rızasıyla taşıyanları çok tebrik ediyor, pistlerinden çocukları kovuyorum ama tam tersi durumda aynı evde yaşayan mahkuma dönüşen insanlardan bahsetmek istiyorum, edemiyorum, sözcüklerim yetmiyor. anlaşmanın imkansız hale geldiği, ulaşamadığım ulaşsam bile dediğimi kıçından anlayan, kendini bir uğurda feda etmiş, hayatının değerini göremeyen, her şeyi sevgiyi-fedakarlığı-iyiliği bile gereğinden fazla yapan, aslında ne yaptığını da sormadan sadece yapan, kısacası canımı çok yakan insandan insanlardan, bu yzden nefret ettiğim sanki çıkarsalar her şey çözülecekmiş gibi hissettiğim o iki halkadan, devlet düzenlerinden, geleneklerden kısaca beni, sevdiğim insanları üzün her şeyden hatta kendilerinden bile kurtulmak kaçmak istiyorum. sanki başka bir ülkede yine onlar için üzülürken çok da farklı olmayan bu düzende mutlu olacakmışım gibi. ama mutlu olmak için değil, hiç derdim yokmuş gibi değil; baya baya uzakta olmak istediğim için gidicem.
özlemek bazen en güzeli olabiliyor. özellikle değiştiremediğim durumlarda. dokunsam da bir yere kıpırdamayan şeylerin olduğu durumda canımın ve canlarımın yanmasını izlemek bana göre değil, sevmiyorum. işte o zaman o çok sevdiklerimi de sevemez hale geliyorum. sırf kendilerini üzdüklerini bildiğim için, sırf o büzüşmüş suratlarını gördüğüm için hayatımın kıymetli taraflarından da nefret edebiliyorum. aynı anda o kadar çok sevip nefret ediyorum ki; hani iki zıt madde çarpışır da patlamada ortaya inanılmaz bir güç çıkar ya filmlerde o patlamanın şiddetinden çevreye saçılan tozlar, uçuşan şeyler olur onlardan biri olup o patlamadan kaçıyorum.
bu da öyle bir katarsis olsun.
16 Aralık 2013
12 Aralık 2013
siyasi haritanın çizgileri değil sevdiğimiz insanlar il sınırlarını çiziyor. geçmiş zamanın kıymeti anlaşıldıkça özlemek daha da değerli oluyor. huzur bulunması güç, uzakta kalması acı bir şey-miş.
yanıma gelirsen eğer...
yanıma gelirsen eğer...
2 Aralık 2013
olay öyle uzadı ki ben çıkıp ilan-ı aşk etsem '' hangi şarkının dizeleri bunlar'' cevabını alma ihtimali çok acı. bir zaman ancak bu kadar boşa akıtılırdı ve bir jeton ancak bu kadar geç düşerdi.
sahiplenmeden de sevmek saf sevebilmek güzel yine de.
beraber şarkılar dinleyeceğimiz günlere, hayalle...
sahiplenmeden de sevmek saf sevebilmek güzel yine de.
beraber şarkılar dinleyeceğimiz günlere, hayalle...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
