4 Şubat 2013

sevmek seveni bağlar, sevilenin sevginizle hiç bir bağı yoktur

-bu derdime şahit olsun yıldızlar- 
evvet postumuzun şarkısı ceylan ertemden suat sayın coverı Akşam Olunca Yarelerim Sızlar.

büyük bir hayal dünyasında yaşadığımız düşünülürse şimdi sıra o dünyayı çorba yapmaya geldi.
malzemelerimiz; Nazım, Galina, Franz, Milena ve bolca düş gücü. Başlıyoruz.

ilk bölüm: Nazım ve Galya(galina grigoryevna kolesnikova).
Nazım bir dönem şiirleri yasaklanan memleket memleket dolaşıp bir ağacın altına türkiyeye gömülmek isteyip de zamanında kıymeti bilinmeyen güzide şairimiz.
Galya ise Nazımın moskovada hastanede yatarken tanıştığı hemşire. (alaka bu ya yedi yıl boyunca galya nazımın yarenliğini yapar). özel hemşiresi olarak başlayan ilişkileri gün geçtikçe duygusal bir boyuta da taşınır. yedi yıl boyunca galyaya ait ne bir şiir ne de bir resim bulunmaz Nazımla. çünkü Nazım türkiyede başka bir kadınla evlidir ve  bunu özellikle rica etmiştir. bir ilişkinin bitişi aslında o ilişkinin ana hatlarını çizer bence. hem o ilişkinin hem de o insanların. Galya ve Nazım ilişkisinde en azından bunu söyleyebiliriz.

Nazım arkasından bir mektup bırakarak Galyaya veda eder ve iki aylığına orta asyaya gideceğini ve eğer siniri yatışıp tekrar görüşmek isterse geri geleceğini belirtir. ve vurucu nokta mektubuna "canım, kızım, anam, yoldaşım, baçım memet'im, münevver'im, galyam! bunu yapıyorsam başka bir şey yapamadığım içindir. ve eğer ben senin yüreğinde ve kafanda her şeyden önce senin yoldaşın, arkadaşın, seninle ortak dertleri paylaşan ağabeyinsem, sen, kadınlık gururunu çiğneyen bu acı karşısında ayakta durabilir ve büyük dostluğumuzu çiğnemezsin. (...)  diye başlamasıdır bence. 
Galya ise ömrü boyunca ona en güzel yedi yılı armağan eden bu adama karşılık olarak kırmızı hırkasını yollar! şimdi bunda ne var diyebilirsiniz çünkü ilk bakışta kalan eşyasını yolluyormuş gibi görünüyor ama işin içini edebiyat hocamızdan ilk dinlediğimde Galyanın yaptığı  ve anlamını düşününce dersin ortasında gözümden yaş gelmişti ki benim gözlerimin yaşarması çok da kolay değildir. Nazım çok hastadır ve Galya bir hemşire olarak hastalığının ağırlını ve seyrini tahmin edebilmektedir. onu terk eden, hayatının büyük aşkı gittiği yerde hastalanmasın, canı/içi acımasın diye kalın kırmızı hırkasını unutup da giden Nazıma gönderir. bu noktadaki Galyanın sevgisi ban hep idol olarak gelmiştir. ( bir hikayeye göre Nazımın başka bir kadınla gittiğini de biliyordur üstelik ). hoş o kadar sinirini, nazımı kaybetme acısını bir daha onu görememe ihtimalini her şeyi bir kenara bırakıp o hırkanın gönderilmesi başka bir kadının olması ya da olmamasını bile gölgeler. 
yanında fino köpeği gezdirir gibi adam arayan, karşıdakinin hayatını tapuladığını sanıp her dakikasında yanında olmaya çalışıp da bir ince düşüncesinden bile geçirmeyen onca kadınla aynı cinsten olduğuna inanmıyorum Galyanın. 



28 Ocak 2013

aslında teoride mükemmelim yani her şeyi geride bırakma olsun, hayatıma yön verme olsun, gelecek planım olsun falan...
gel gelelim pratikte üşengeçlikten, mazoşistlikten ölücem!
tuzda pişen balık misali zaman geçiyor,
benimse tek isteğim baki : bir on sene sonraya gidip gelsem... 



on sene sonraya bakamayanlara, 
daha geçen seneden kopamayanlara, 
anın neresinde olduğuna 
o anın neresine battığını bulamayanlara gelsin sıradaki şarkı:  

*  ama tam da konserde yaptığı gibi tam göğsünün ortasından kendini yarıya parçalayanlara, yaraya karanlara gelsin.

26 Ocak 2013

zorunlulukları ortadan kaldırmak gibi bir lüksümüz olmalıydı.

tüm insanlardan, ilişkisiz ilişkilerinden, saçma çıkışlarından, neye kime kızdıği belli olmayıp hıncı kendine olan canavarlardan kurtulacağımız bir yaşam düzeni de olmalıydı.

gönüllülük esasına dayalı olmalıydı belki bu hayali düzende her şey. yargılamak yok iyi ve kötüyü ayıran tek şey kişinin içinde bir yerde olmalıydı ve bu diğerlerini o kadar da ilgilendirmemeliydi. 

karşılıksız olmalıydı tüm duygular. sadece olmalı ve yaşamalıydı insanlar tüm değerleri evrensel bir genellemeye sokmadan, hissetmek önemli olmalıydı.

belki o zaman gerçekten bir şeyler hissetmek, hesaptan uzak saf yaşamak mümkün olabilirdi.
bir de en önemlisi belki o zaman birbirimize verdiğimiz sözler gerçek ve anlamlı olurdu.

19 Ocak 2013

okuduğum tüm kitaplar,  izlediklerim, dinlediklerim, gördüğüm hayatlar, geçtiğim insanlar bana hep bir şeyler söyler. hafızamın kilitli bir yerinde günü gelince kullanmak üzere sakladığımı, bildiğimi, öğrendiğimi düşünürdüm . düşünürdüm çünkü yaşadıkça o kutudakilerin aslında hepsini yaşamış ama hiç birini kullanamamış olduğumu fark ediyorum. canımın yanması dengesizliğe bağlanmış bu ipek yaşamak ve kullanamamanın acısında galiba. ya da bu da değil.
biri çıksın öyle bir şey desin ki her anlamda daha az acısın.

18 Ocak 2013

bir kelime bir işlemi değiştir elinde ne kalır ?

  bir şarkı : Jehan Barbur-eskiden



  bir resim:                    

7 Ocak 2013

''sıkılmıştım ben de biraz hep aynı yerde durmaktan 
yanında olmak varken hep arkanda koşmaktan 
beni bu kentte tutan boğazı değil, geçmişimdir 
sen nasıl gidiyorsun, hep merak etmişimdir.

yarın sabah geri gelmeyecek misin 
ben mi kalkayım yoksa çayı sen demleyecek misin 
madem öyle lafı uzatmaya gerek yok 
ben mi öleyim yoksa ateş edecek misin?

rahatsız ediyorum ama, çiçeğe su verdin mi 
evet bunun için aradım, başka ne olabilir ki. 
ha bir de, yola çıktığın zaman hangi köprüyü seçtin 
tam beş saat olmuş izmit'i yeni mi geçtin

yarın sabah geri gelmeyecek misin 
ben mi kalkayım yoksa çayı sen demleyecek misin 
madem öyle lafı uzatmaya gerek yok 
ben mi öleyim yoksa ateş edecek misin?''

efendim yukarıdakiler yeni takıntımın en sevdiğim ve çoğu zaman olduğu gibi ilk dinlediğim parçalarının şarkı sözleri. 


böyle şeyler çoğalmalı çokçana olmalı.

5 Ocak 2013

dikkat bu bir şükür yazısıdır.
-
bir insan birine kızım diyorsa boşuna değildir. diğeri de ona anne diyorsa o da boşuna değildir.
boşuna olan verilen değerdir.
-
dövmemden dolayı pişmanlık duyacağımı söyleyenler ufuk ve cahideye sahip değiller. ama ben bu hayatta bok çukuruna da düşsem, everestin tepesinden bulutlara da binsem sahip olduğum zenginliğin verdiği rahatlık ve iç huzurunu asla unutmıcam. ve her baktığımda kolumda isimlerini okudukça, onca olan ve biten olaya rağmen, hep şükredicem. uzakta yakında olmam sadece anlık hissettiriyor. temelinde şükür olan ilişkide ben hangisine anne hangisine baba demişim bence önemli değil. cahide ve ufuk benim için çok şey ifade ediyor.

iyi ki benimler :*