sevdikçe uysallaşan sevildikçe durulan insanlara çok özeniyorum. laf olsun diye değil, ne zaman bir noktadan öte sevdiğimi hissetsem kaçıyorum. gidiyorum. yara almamak için değil ama zaten uzağa adımımı atınca karşı taraftan daha çok kendi canımı ben yakıyorum. yaralamamak için gidiyorum. huyumu biliyorum. babam, bir adam, annem, her hangi bir insan benim ona verdiğim yüksek doz sevgiye yüksek doz sevgiyle karşılık verirse içimi kazıya kazıya uzağımda tutuyorum.
onlara bağımlı hale gelmekten, tüketmekten korkuyorum; sevdiğim insanlar acıyacak diye korkuyorum.
ben önce allahtan sonra kendimden çok korkuyorum.
son olarak;
'Ne renk olduğunun önemi yok. Mühim olan neye renk verdiğin...'
17 Eylül 2013
13 Eylül 2013
[*]
ne zaman ki daha fazlasını yaşamam derseniz çok daha fazlasını yaşarsınız. yeni bir ev kurulur-ken başka bir yanda bir insan son nefesini verir. nefes verenin yan kapısında yeni hayatlar için planlar yapılır. planları yapanların gelecek hayatları hakkında bir sürü ihtimali varken şu an yaşadığı yer hakkında bir fikri yoktur.
geleceği kurayım diyen de geçmişin acısını çeken de bugünü es geçip canını yakar.
kimisi sırf canı yanmasın diye şeffaf olmayı tercih eder. o kadar görünmez olur ki birileri için yok olur.
yeni yeni aşina olduğumuz insanlar beklenmeyecek kadar saf ve temiz kalpleriyle gün aşırı şaşırtırken huyunu suyunu ezber yapıp bir incelik beklediğimiz insanlar vermezler kendinden ödün.
ve bir insanı yıllar sonra gerçekten gülerken görebilirsinz. yaşanılan tüm karmaşanın içinde bir şeylere değer bakışlar yakalayabilirsiniz. eğer sizin için kıymetli birini seven ona saf bakabilen bir insan bulursa kendisi; hiç kimseye bağımlı olmadan kendisi olabilmişse şu hayatta belki sizi bile sevgiye sevmeye inandırabilir. hem de tam inancınızı kaybettiğiniz anda.
bu hayatta hiç zorlanmazsanız ne kadar güçlü olduğunuzu göremezsiniz.
[*]
tüm bunlar bizzat benimle ilgili olup ana kahramanları ben değilim olayların. bu yüzden o kadar karıştı ki içim dışıma geldi. nerde ne hissetmem gerektiğini şaşırdığım, olaylara sakinlikten uzak tepkiler verdiğim, haklıyı ararken haklarımı kaybettiğim, konuşacak birilerini ararken kendimi kaybettiğim çok oldu. her seferinde izmirdeki odamda olmak istedim, ayak ucumda kitaplarım dursun göriyim istedim hepsini. başucumda pessoa dursun istedim. en azından benim kadar huzursuz bir adam olarak, hayali aşkım olarak gücüne ihtiyaç duydum.
[*]
herkesin annesi kendine ayrıdır amenna ama bu şarkının her bir satırını bana yıllarca ezberlettirmedi.
biz kendisiyle her bir satırı gün be gün yaşayarak öğrendik. önce yaptı sonra bir ona baktım bir diğerlerine ve dedim ki iyi ki ben cahidenin kızıyım. çünkü demek kolay olmak zor. burda yazmak basit (ve rahatlatıcı) ama tepki vermek bir sanat işi, sevmek başlı başına bir dünya ve cahide olmak bir sabır işi. bunları buraya yazıyorum çünkü bir insan illa kaybettiğinde kıymete biniyorsa ya o insanda ya sevende var bir bozukluk demeklik. ama annem benim hayatımda gördüğüm en saf ve mükemmel şey ve benim ona hissettiğim sevgi hayatım boyunca içimden gelen en huzurlu duygu. istedim ki yıllar sonra bu postu görürsem hayatımın bu dönemini unutamıyım.
-bazı dönemlerimden öğrendiğim şeyin tekrarı yok çünkü-
ve işte annem benim için bu şarkı:
6 Ağustos 2013
en fazla şu resim kadar saçmalayıp gidicem. söz.
simondan girmek istedim ilk başta, hani dö bavyer olan. baktım ki toplayamıcam kafayı. sonra turgut uyarı düşündüm bir süre, ilham hakkında, yaratıcılık hakkında. sonra bozuk bir saat olma durumunu düşündüm. ordan hayatı ne kadar saçma sapan işler yaparak doldurduğumuz üzerine düşündüm. bu saçma işlerin bir kısmında ailede ki saçmalıklara ve seçmelere kafam takıldı.
ve istedim ki bir süre düşünmiyim. sadece düşünmiyim. kendimi ya da birini ya da bir şeyi... her hangi bir şeyi... olmadı. dedim ki en boş ne düşünebilirim; istemsiz bir şekilde yine yoğun düşünürken buldum kendimi hem de düşünmeme üzerine!
kızım dedim kendi kendime; bence sen uyu. uyudum. gereksiz insan gördüm. uykularımızı, rüyalarımızı düşündüm. kaçamadıklarımızı, kaçtık sandıklarımızı düşündüm. dedim sen en iyisi saçmala .
nasıl olsa atış serbest, müzik bol, kitap çok.
hep bağırıyorum ya bir insan neyi çok söylüyorsa ona zıt davranıyor diye; kendimi yargıladığımda gördüm ki bari bu konuda kendime zıt gitmiyorum. diyorum ya hani düşünüyorum, düşünmüyorum aslında. düşünsem belki bir sonuç bulurdum, düşünsem akıllanır yanı hataları tekrarlamazdım, düşünsem bu saçma yazıyı yazmazdım belki de... ya da bir noktadan sonra sırf kendine zıt gitmemek için düşünmemiş gibi yapmak en azından bir noktada düşünmemeyi sağladığı içindir.
sonuçta sadece lahmacun biraz daha lahmacun .
#benböylesaçmalıkgörmedim
22 Temmuz 2013
iyi demiyorum, kötü demiyorum. illa bir yana ait olalım da demiyorum. aile kavramı çok karmaşık ve bu kadar saçmayken ait olmayalım diyorum.
ne kadar yakın, ne kadar sahteyse bir o kadar iticiyken uzak bir çigan masalında yaşamama kimse engel olmasın.
sevgileriniz beni bağlamasın artık ya. zorunlu saygı göstergesi olarak yaptığım tüm reveranslar bok yesin. sevmeyin efendiler, sevmeyin bilmiyorsanız sevmeyin, konuşmayın, gaza gelmeyin.
sonuç olarak tüm yaşadıklarımız varlığın içinde yokluğu sevmek, vakti zamanında yediklerimizi sindirmek, kendi egomuzu şişirmek!
hepinizin egoları, gelmişi-geçmişi, sözlei, sövgüsü benden uzak cennete yakın olsun.
ne kadar yakın, ne kadar sahteyse bir o kadar iticiyken uzak bir çigan masalında yaşamama kimse engel olmasın.
sevgileriniz beni bağlamasın artık ya. zorunlu saygı göstergesi olarak yaptığım tüm reveranslar bok yesin. sevmeyin efendiler, sevmeyin bilmiyorsanız sevmeyin, konuşmayın, gaza gelmeyin.
sonuç olarak tüm yaşadıklarımız varlığın içinde yokluğu sevmek, vakti zamanında yediklerimizi sindirmek, kendi egomuzu şişirmek!
hepinizin egoları, gelmişi-geçmişi, sözlei, sövgüsü benden uzak cennete yakın olsun.
21 Temmuz 2013
Şu hayatta fark ettim ki;
*kötü insanlardan hiç bir kötülük görmedim. öyle şanslıyım yani düşününce. zararı dokunan ne varsa hep benim iyiliğim içindi.
*mükemmel bir babaya sahip olduğumdan olsa gerek diye düşünüyorum; küçüklüğümden bu yana ilişkilerde genellikle kadınların hatalarını gördüm. iyi bir şey değil hem de hiç iyi bir şey değil bu ama istem dışı ilk kadınların yaptıklarını inceliyorum. daha sonradan fark ettim ki bunda çevremdeki hatunların da payı büyük.
*öyle insanlar var öyle damarımı buluyorlar ki ben bile bilmiyorumdaha onlar nasıl buluyor ?
8 Temmuz 2013
niyetim bu şarkıyı parçalayarak dinlenmeyecek hale getirmek zira komaya sokacak
yani falih hoca diyor ki hayat klasik koşullanmadır. koşullandığınız şeylere iyice bir bakın bakalım gerçekte aradıklarınız mı?
-her şey gibi demedi hemen adını; zor yani bazı şeyler söyleyemiyor insan. ama kendinden değil, havadan sudan değil, olanlardan ve olacaklardan. bağıramıyor ya ağız dolusu boşaltmış sayılmıyor içini.
-ne varsa avuç avuç lazım kadarını alıp paylaşıp geri koysak; öğrensek yani paylaşmayı bir şeyleri. ama ramazan değil dediğim ya da bayramlardan bahsetmiyorum. içimizi paylaşsak dışımızla bir olsa. biz bize yetsek hatta önce kendimiz kendimile bölüşebilsek. bir kendimizi bulabilsek ve içimizdeki farklı kategorilerdeki benliğimizi seçebilsek.
-güzel şeyler yine olur hep olur; inancımızı hiç yitirmesek mesela. ya da bize inanç yitirtmeye çalışan bu kadar olay olmasa. ben olaysız hayatımız olsun demiyorum arada güzel şeylerde olsun diyorum. inandırsın mesela hayata akıp giden zamana, insanlara.
-kötü talih numarası benim değil bir tek ne güzel oynuyorsun kendi kısmını; dananın kuyruğunun koptuğu yerdeyiz.bir kez daha kuvvetle kanıtlandı ki insanlar yaşadıkları duyguları hissetmiyor, istedikleri duyguları yaşıyor. yani demem o ki bir şeye hazır değilsen isterse dünyalar komutanı gelsin ne mutlu olabilirsin ne aşık vs... yani demem o ki önemli olan karşımızdakiler değil önemli olan bizim istediğimiz. mühim olan bizim neyi seçtiğimiz.
size bu yolla mutlu olmasanız da mutluluğu, tutkulu olmasanız da tutkuyu, hayran olmasanız da hayranlığı vaad ediyorum. ama bunu bir tek ben beceremiyorum. işte bu yüzden bana inanın tabi isterseniz.
yani falih hoca diyor ki hayat klasik koşullanmadır. koşullandığınız şeylere iyice bir bakın bakalım gerçekte aradıklarınız mı?
1 Temmuz 2013
akış sözcüğünü nasıl severim belli değil. hiç aynı nehirde yıkanmamış biri olarak, her damlanın yataktan onlarca şey topladığı bir ırmak olsam en sonunda daha ne isterdim ki.
on beş gün boyunca izmirde yüzlerce insanla konuştum. kimisiyle sadece konuşmakla kaldım kimisinden de ömürlük dersler aldım. projeye katılıp da doldurduğum anketten daha fazla ders alan bir insanım ben.
demem o ki ben insanlardan hikayeler, dedikodular, olaylar topladım tıpkı bir ırmağın yatağından mineral toplaması gibi.
demem o ki her insan kara kapalı bir kutu, her kutunun deseni başka.
ve biz ne kadar içine baksak da şu bir gerçek ki hiç bir zaman o kutunun içine giremicez.
kutuları, yataktaki taşları, sudaki mineralleri ve insanlardaki insan kavramlarını çoğaltalım,
onlar gibi yaşayamasak da kendi kutumuzdan ibaret sandığımız bu dünyada boğulmayalım.
*
ve öğrendiğim her şey biraz daha anlatma isteği uyandırırken rumuzlu rumuzlu hikayeler gelicek buraya sonra...
on beş gün boyunca izmirde yüzlerce insanla konuştum. kimisiyle sadece konuşmakla kaldım kimisinden de ömürlük dersler aldım. projeye katılıp da doldurduğum anketten daha fazla ders alan bir insanım ben.
demem o ki ben insanlardan hikayeler, dedikodular, olaylar topladım tıpkı bir ırmağın yatağından mineral toplaması gibi.
demem o ki her insan kara kapalı bir kutu, her kutunun deseni başka.
ve biz ne kadar içine baksak da şu bir gerçek ki hiç bir zaman o kutunun içine giremicez.
kutuları, yataktaki taşları, sudaki mineralleri ve insanlardaki insan kavramlarını çoğaltalım,
onlar gibi yaşayamasak da kendi kutumuzdan ibaret sandığımız bu dünyada boğulmayalım.
*
ve öğrendiğim her şey biraz daha anlatma isteği uyandırırken rumuzlu rumuzlu hikayeler gelicek buraya sonra...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


