6 Ağustos 2013


en fazla şu resim kadar saçmalayıp gidicem. söz.

simondan girmek istedim ilk başta, hani dö bavyer olan. baktım ki toplayamıcam kafayı. sonra turgut uyarı düşündüm bir süre, ilham hakkında, yaratıcılık hakkında. sonra bozuk bir saat olma durumunu düşündüm. ordan hayatı ne kadar saçma sapan işler yaparak doldurduğumuz üzerine düşündüm. bu saçma işlerin bir kısmında ailede ki saçmalıklara ve seçmelere kafam takıldı.
ve istedim ki bir süre düşünmiyim. sadece düşünmiyim. kendimi ya da birini ya da bir şeyi... her hangi bir şeyi... olmadı. dedim ki en boş ne düşünebilirim; istemsiz bir şekilde yine yoğun düşünürken buldum kendimi hem de düşünmeme üzerine!
kızım dedim kendi kendime; bence sen uyu. uyudum. gereksiz insan gördüm. uykularımızı, rüyalarımızı düşündüm. kaçamadıklarımızı, kaçtık sandıklarımızı düşündüm. dedim sen en iyisi saçmala .
nasıl olsa atış serbest, müzik bol, kitap çok.
hep bağırıyorum ya bir insan neyi çok söylüyorsa ona zıt davranıyor diye; kendimi yargıladığımda gördüm ki bari bu konuda kendime zıt gitmiyorum. diyorum ya hani düşünüyorum, düşünmüyorum aslında. düşünsem belki bir sonuç bulurdum, düşünsem akıllanır yanı hataları tekrarlamazdım, düşünsem bu saçma yazıyı yazmazdım belki de... ya da bir noktadan sonra sırf kendine zıt gitmemek için düşünmemiş gibi yapmak en azından bir noktada düşünmemeyi sağladığı içindir.

sonuçta sadece lahmacun biraz daha lahmacun .
#benböylesaçmalıkgörmedim

22 Temmuz 2013

iyi demiyorum, kötü demiyorum. illa bir yana ait olalım da demiyorum. aile kavramı çok karmaşık ve bu kadar saçmayken ait olmayalım diyorum.
ne kadar yakın, ne kadar sahteyse bir o kadar iticiyken uzak bir çigan masalında yaşamama kimse engel olmasın.
sevgileriniz beni bağlamasın artık ya. zorunlu saygı göstergesi olarak yaptığım tüm reveranslar bok yesin. sevmeyin efendiler, sevmeyin bilmiyorsanız sevmeyin, konuşmayın, gaza gelmeyin.
sonuç olarak tüm yaşadıklarımız varlığın içinde yokluğu sevmek, vakti zamanında yediklerimizi sindirmek, kendi egomuzu şişirmek!
hepinizin egoları, gelmişi-geçmişi, sözlei, sövgüsü benden uzak cennete yakın olsun.

21 Temmuz 2013

                     


Şu hayatta fark ettim ki;

*kötü insanlardan hiç bir kötülük görmedim. öyle şanslıyım yani düşününce. zararı dokunan ne varsa hep benim iyiliğim içindi.
*mükemmel bir babaya sahip olduğumdan olsa gerek diye düşünüyorum; küçüklüğümden bu yana ilişkilerde  genellikle kadınların hatalarını gördüm. iyi bir şey değil hem de hiç iyi bir şey değil bu ama istem dışı ilk kadınların yaptıklarını inceliyorum. daha sonradan fark ettim ki bunda çevremdeki hatunların da payı büyük.
*öyle insanlar var öyle damarımı buluyorlar ki ben bile bilmiyorumdaha onlar nasıl buluyor ?

8 Temmuz 2013

niyetim bu şarkıyı parçalayarak dinlenmeyecek hale getirmek zira komaya sokacak

-her şey gibi demedi hemen adını; zor yani bazı şeyler söyleyemiyor insan. ama kendinden değil, havadan sudan değil, olanlardan ve olacaklardan. bağıramıyor ya ağız dolusu boşaltmış sayılmıyor içini.

-ne varsa avuç avuç lazım kadarını alıp paylaşıp geri koysak; öğrensek yani paylaşmayı bir şeyleri. ama ramazan değil dediğim ya da bayramlardan bahsetmiyorum. içimizi paylaşsak dışımızla bir olsa. biz bize yetsek hatta önce kendimiz kendimile bölüşebilsek. bir kendimizi bulabilsek ve içimizdeki farklı kategorilerdeki benliğimizi seçebilsek.

-güzel şeyler yine olur hep olur; inancımızı hiç yitirmesek mesela. ya da bize inanç yitirtmeye çalışan bu kadar olay olmasa. ben olaysız hayatımız olsun demiyorum arada güzel şeylerde olsun diyorum. inandırsın mesela hayata akıp giden zamana, insanlara.

-kötü talih numarası benim değil bir tek ne güzel oynuyorsun kendi kısmını; dananın kuyruğunun koptuğu yerdeyiz.bir kez daha kuvvetle kanıtlandı ki insanlar yaşadıkları duyguları hissetmiyor, istedikleri duyguları yaşıyor. yani demem o ki bir şeye hazır değilsen isterse dünyalar komutanı gelsin ne mutlu olabilirsin ne aşık vs... yani demem o ki önemli olan karşımızdakiler değil önemli olan bizim istediğimiz. mühim olan bizim neyi seçtiğimiz. 
size bu yolla mutlu olmasanız da mutluluğu, tutkulu olmasanız da tutkuyu, hayran olmasanız da hayranlığı vaad ediyorum. ama bunu bir tek ben beceremiyorum. işte bu yüzden bana inanın tabi isterseniz.

yani falih hoca diyor ki hayat klasik koşullanmadır. koşullandığınız şeylere iyice bir bakın bakalım gerçekte aradıklarınız mı? 

1 Temmuz 2013

akış sözcüğünü nasıl severim belli değil. hiç aynı nehirde yıkanmamış biri olarak, her damlanın yataktan onlarca şey topladığı bir ırmak olsam en sonunda daha ne isterdim ki.
on beş gün boyunca izmirde yüzlerce insanla konuştum. kimisiyle sadece konuşmakla kaldım kimisinden de ömürlük dersler aldım. projeye katılıp da doldurduğum anketten daha fazla ders alan bir insanım ben.
demem o ki ben insanlardan hikayeler, dedikodular, olaylar topladım tıpkı bir ırmağın yatağından mineral toplaması gibi.
demem o ki her insan kara kapalı bir kutu, her kutunun deseni başka.
ve biz ne kadar içine baksak da şu bir gerçek ki hiç bir zaman o kutunun içine giremicez.
kutuları, yataktaki taşları, sudaki mineralleri ve insanlardaki insan kavramlarını çoğaltalım,
onlar gibi yaşayamasak da kendi kutumuzdan ibaret sandığımız bu dünyada boğulmayalım.

*

ve öğrendiğim her şey biraz daha anlatma isteği uyandırırken rumuzlu rumuzlu hikayeler gelicek buraya sonra...

17 Haziran 2013


aldığınız cevaplar anlamlı geliyorsa içinizi acıtsa bile iyi gelir. görmek uzaktan bakmak ve büyük bir toz bulutunun  dağıldığı anda esen o rüzgar soğuk taşısa da huzur verir.  bir şeye kafanızı vermek sizi  tatmin etmese de  tam olarak odaklanabilmek özgürlüktür. kaportadaki çiziklere çekilen cila anıları yok etmez yenisine olanak verir. 

9 Haziran 2013

beşten sonra evden çıkan nasıl ki geri dönmemişse üçten sonra balkonda oturan da mutlu değildir.

yoluna devam  etmişsin
ama  ilerlemeden , sadece başını önüne dikmişsin.
oysa sen yolda yürümeyi severdin!