kişilik bakımından küçük insanların küçük hesapları, basit duyguları ve gereksiz davranışları varmış.
uzakta bile olsa bir insan sizi gülümsetiyorsa o gülümseme sevgi ya da acıma taşıyabiliyormuş, emin olmadan sevinmemek lazımmış.
güç kavramı her alanda farklı şeyler ifade etse de devamlılığı ne kadar sağlayabildiğiniz uygulanılan gücün etkisinden önemliymiş.
hande yener her ne kadar kraliçe diye kendini tanıtmaya zorlasa da kraliçe gibi davranmadıktan sonra anca fotoğrafta olabiliyormuş.
son cümle tüm insan türü ve davranışları için geçerliymiş.
''yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var.'' ama bunların tersini yarın öğrenmeyeceğimi kimse garantileyemez.sanırım hayatın tadı da buradan geliyor.
and yesss ' I'm paranoid but not android'
'Ne renk olduğunun önemi yok. Mühim olan neye renk verdiğin...'
16 Şubat 2013
14 Şubat 2013
15 şubattan gelen bir 14 şubat itirafıdır bu. sırf emin olmak için tarihin değişmesini bekledim..
eğer birini kalbinizin ortasına, aklınızın her noktasına, hayatınızın anlamına yerleştirdiğinizden hayatınıza daha uygun başka birini kabul edemiyor, içinize sindiremiyorsanız;
bunun yanında o çok hissettiğinize de dokunamıyorsanız 14 şubatta, 15 şubattan 2 marttan 14 marttan . . . daha üzgün ya da daha mutlu olmuyormuşsunuz.
her günü sevgililer günü olarak yaşamayı becerenler olarak bu şarkı da bize; how wish how wish ...
13 Şubat 2013
''Adını funda oteli koy
Aklından gelip geçen bir yazın
Ve akşam güneşlerinde orda burda
Bir deniz kıyısında, eski bir yıkıntıda
İnce ince gezinen turuncu adamların.
Adını funda oteli koy
Sevdamızın da adını
Ayakları dibinde gün batımının.
Ve ağzında binlerce güneşin tadı
Dilinin ucunda yalnızca kendi adın.
Çünkü sevdikçe beni sen kendini tanıdın.''
Aklından gelip geçen bir yazın
Ve akşam güneşlerinde orda burda
Bir deniz kıyısında, eski bir yıkıntıda
İnce ince gezinen turuncu adamların.
Adını funda oteli koy
Sevdamızın da adını
Ayakları dibinde gün batımının.
Ve ağzında binlerce güneşin tadı
Dilinin ucunda yalnızca kendi adın.
Çünkü sevdikçe beni sen kendini tanıdın.''
demiş Edip Cansever. ne güzel ne doğru demiş.
12 Şubat 2013
zamanla, zamanlamayla, elimde olan zamanımla ilgili büyük sorunlarım var ve anlatamıyorum da. bekliyorum ete kemiğe bürünsünler ama o da zamanla.
hayatımın kremalı sebze çorbasına dönüşünü izlemek çok keyifli değil tabi. ama arada güzel şeyler de olsun, olmalı yani bence.
mesela yan dal için başvurabileyim onlar da kabul etsinler. çok iyi de olur aman da nasıl güzel olur fıstık gibi olur.
hatta aynen böyle olur :]]
hayatımın kremalı sebze çorbasına dönüşünü izlemek çok keyifli değil tabi. ama arada güzel şeyler de olsun, olmalı yani bence.
mesela yan dal için başvurabileyim onlar da kabul etsinler. çok iyi de olur aman da nasıl güzel olur fıstık gibi olur.
hatta aynen böyle olur :]]
5 Şubat 2013
ikinci bölüm: Franz Kafka ve Milena Jesenska
beni aşka inandıran nadir çiftlerden ve her aşkın kendi kara deliğini yarattığını kanıtlayan onlarca çiftten birileridir. liseden bu yana, hikayelerini duyduğumdan, ''sein'' kelimesini Franzın kullanışını algıladıktan bu yana benim için yerleri çok farklıdır. o yüzden neresinden başlanır ne anlatılır toplarlanmıyor bir türlü.
şöyle diyelim franz kafka praglı bir yazar ve milenayla yazılarını çevirmesi için konuşaya başlıyorlar. 2 sene boyunca birbirlerini bir ya da iki kez görmek suretiyle ( ki pragda bir kafede diye biliyorum. praga gidip tüm kafelerini dolaşmak en büyük hayalimdir. ipucu falan bulursam affetmem.) mektuplarla birbirlerinin hayatına dahil olmuş hatta franz kafkanın hayatı bizzat milena olmuştur. iki yılın sonunda milenanın evli bir kadın olmasından dolayı konuşmalar kesilmiştir.
gönül ister ki buraya milenaya yazılan mektupların hepsini yazabileyim ama imkan yok benim içlerinden seçme gibi bir yeteğim de yok o yüzden bir tek franz kafkanın imzasından bahsetmek istiyorum gerisi ve ötesi ve ilerisi tüm kitapçılarda milenaya mektuplar
beni aşka inandıran nadir çiftlerden ve her aşkın kendi kara deliğini yarattığını kanıtlayan onlarca çiftten birileridir. liseden bu yana, hikayelerini duyduğumdan, ''sein'' kelimesini Franzın kullanışını algıladıktan bu yana benim için yerleri çok farklıdır. o yüzden neresinden başlanır ne anlatılır toplarlanmıyor bir türlü.
şöyle diyelim franz kafka praglı bir yazar ve milenayla yazılarını çevirmesi için konuşaya başlıyorlar. 2 sene boyunca birbirlerini bir ya da iki kez görmek suretiyle ( ki pragda bir kafede diye biliyorum. praga gidip tüm kafelerini dolaşmak en büyük hayalimdir. ipucu falan bulursam affetmem.) mektuplarla birbirlerinin hayatına dahil olmuş hatta franz kafkanın hayatı bizzat milena olmuştur. iki yılın sonunda milenanın evli bir kadın olmasından dolayı konuşmalar kesilmiştir.
gönül ister ki buraya milenaya yazılan mektupların hepsini yazabileyim ama imkan yok benim içlerinden seçme gibi bir yeteğim de yok o yüzden bir tek franz kafkanın imzasından bahsetmek istiyorum gerisi ve ötesi ve ilerisi tüm kitapçılarda milenaya mektuplar
üçüncü bölüm: Galya ve Franz kafka
işte bu bölüm tam da çorbanın karıştığı bölüm. ve en karmaşık belki de hayal kurması en tatlı bölüm. çünkü bir anda her şeyi beraber değerlendirdiğimde aklımda hep içler dışlar çarpımı gibi eşler çarpımı oluyor. değerlendirme ya da yargılama anlamında değil değil. sadece galyanın hikayesini anlattıktan sonra ilknur hoca benim aklımda hep bu eşleşme oldu eğer evrenler çarpışmış dünyalar değişmiş ve tüm bu yaşananlardan sonra belki 2050de belki m.ö.3 yyda galya ve franz yaşadığı aşklardan sonra birbirini tanıyabilselerdi acaba hiç bir şey olmamaış gibi aynı kaldırımda geçip giderler miydi yoksa tarihin ve evrenlerin göreceği en büyük ilişki mi ortaya çıkardı? ben hep hayallerimde o ikisini bir köşe başında çarpıştırıyorum ve ikinci senaryoyu tüm dünyanın konuştuğunu var sayıyorum.
ama biliyorum ki nazım ve milena da o köşe başında ve sonsuzluk yolunda galya ve franzla beraber gidicek. sonuçta onları bulmasalardı, tesadüf bu ya o meslekleri seçmeselerdi ne galya galya olurdu ne de franz kafka.sonuçta sein olmak anlamına da geliyor.
4 Şubat 2013
sevmek seveni bağlar, sevilenin sevginizle hiç bir bağı yoktur
-bu derdime şahit olsun yıldızlar-
evvet postumuzun şarkısı ceylan ertemden suat sayın coverı Akşam Olunca Yarelerim Sızlar.
büyük bir hayal dünyasında yaşadığımız düşünülürse şimdi sıra o dünyayı çorba yapmaya geldi.
malzemelerimiz; Nazım, Galina, Franz, Milena ve bolca düş gücü. Başlıyoruz.
ilk bölüm: Nazım ve Galya(galina grigoryevna kolesnikova).
Nazım bir dönem şiirleri yasaklanan memleket memleket dolaşıp bir ağacın altına türkiyeye gömülmek isteyip de zamanında kıymeti bilinmeyen güzide şairimiz.
Galya ise Nazımın moskovada hastanede yatarken tanıştığı hemşire. (alaka bu ya yedi yıl boyunca galya nazımın yarenliğini yapar). özel hemşiresi olarak başlayan ilişkileri gün geçtikçe duygusal bir boyuta da taşınır. yedi yıl boyunca galyaya ait ne bir şiir ne de bir resim bulunmaz Nazımla. çünkü Nazım türkiyede başka bir kadınla evlidir ve bunu özellikle rica etmiştir. bir ilişkinin bitişi aslında o ilişkinin ana hatlarını çizer bence. hem o ilişkinin hem de o insanların. Galya ve Nazım ilişkisinde en azından bunu söyleyebiliriz.
Nazım arkasından bir mektup bırakarak Galyaya veda eder ve iki aylığına orta asyaya gideceğini ve eğer siniri yatışıp tekrar görüşmek isterse geri geleceğini belirtir. ve vurucu nokta mektubuna "canım, kızım, anam, yoldaşım, baçım memet'im, münevver'im, galyam! bunu yapıyorsam başka bir şey yapamadığım içindir. ve eğer ben senin yüreğinde ve kafanda her şeyden önce senin yoldaşın, arkadaşın, seninle ortak dertleri paylaşan ağabeyinsem, sen, kadınlık gururunu çiğneyen bu acı karşısında ayakta durabilir ve büyük dostluğumuzu çiğnemezsin. (...) diye başlamasıdır bence.
Galya ise ömrü boyunca ona en güzel yedi yılı armağan eden bu adama karşılık olarak kırmızı hırkasını yollar! şimdi bunda ne var diyebilirsiniz çünkü ilk bakışta kalan eşyasını yolluyormuş gibi görünüyor ama işin içini edebiyat hocamızdan ilk dinlediğimde Galyanın yaptığı ve anlamını düşününce dersin ortasında gözümden yaş gelmişti ki benim gözlerimin yaşarması çok da kolay değildir. Nazım çok hastadır ve Galya bir hemşire olarak hastalığının ağırlını ve seyrini tahmin edebilmektedir. onu terk eden, hayatının büyük aşkı gittiği yerde hastalanmasın, canı/içi acımasın diye kalın kırmızı hırkasını unutup da giden Nazıma gönderir. bu noktadaki Galyanın sevgisi ban hep idol olarak gelmiştir. ( bir hikayeye göre Nazımın başka bir kadınla gittiğini de biliyordur üstelik ). hoş o kadar sinirini, nazımı kaybetme acısını bir daha onu görememe ihtimalini her şeyi bir kenara bırakıp o hırkanın gönderilmesi başka bir kadının olması ya da olmamasını bile gölgeler.
yanında fino köpeği gezdirir gibi adam arayan, karşıdakinin hayatını tapuladığını sanıp her dakikasında yanında olmaya çalışıp da bir ince düşüncesinden bile geçirmeyen onca kadınla aynı cinsten olduğuna inanmıyorum Galyanın.
evvet postumuzun şarkısı ceylan ertemden suat sayın coverı Akşam Olunca Yarelerim Sızlar.
büyük bir hayal dünyasında yaşadığımız düşünülürse şimdi sıra o dünyayı çorba yapmaya geldi.
malzemelerimiz; Nazım, Galina, Franz, Milena ve bolca düş gücü. Başlıyoruz.
ilk bölüm: Nazım ve Galya(galina grigoryevna kolesnikova).
Nazım bir dönem şiirleri yasaklanan memleket memleket dolaşıp bir ağacın altına türkiyeye gömülmek isteyip de zamanında kıymeti bilinmeyen güzide şairimiz.
Galya ise Nazımın moskovada hastanede yatarken tanıştığı hemşire. (alaka bu ya yedi yıl boyunca galya nazımın yarenliğini yapar). özel hemşiresi olarak başlayan ilişkileri gün geçtikçe duygusal bir boyuta da taşınır. yedi yıl boyunca galyaya ait ne bir şiir ne de bir resim bulunmaz Nazımla. çünkü Nazım türkiyede başka bir kadınla evlidir ve bunu özellikle rica etmiştir. bir ilişkinin bitişi aslında o ilişkinin ana hatlarını çizer bence. hem o ilişkinin hem de o insanların. Galya ve Nazım ilişkisinde en azından bunu söyleyebiliriz.
Nazım arkasından bir mektup bırakarak Galyaya veda eder ve iki aylığına orta asyaya gideceğini ve eğer siniri yatışıp tekrar görüşmek isterse geri geleceğini belirtir. ve vurucu nokta mektubuna "canım, kızım, anam, yoldaşım, baçım memet'im, münevver'im, galyam! bunu yapıyorsam başka bir şey yapamadığım içindir. ve eğer ben senin yüreğinde ve kafanda her şeyden önce senin yoldaşın, arkadaşın, seninle ortak dertleri paylaşan ağabeyinsem, sen, kadınlık gururunu çiğneyen bu acı karşısında ayakta durabilir ve büyük dostluğumuzu çiğnemezsin. (...) diye başlamasıdır bence.
Galya ise ömrü boyunca ona en güzel yedi yılı armağan eden bu adama karşılık olarak kırmızı hırkasını yollar! şimdi bunda ne var diyebilirsiniz çünkü ilk bakışta kalan eşyasını yolluyormuş gibi görünüyor ama işin içini edebiyat hocamızdan ilk dinlediğimde Galyanın yaptığı ve anlamını düşününce dersin ortasında gözümden yaş gelmişti ki benim gözlerimin yaşarması çok da kolay değildir. Nazım çok hastadır ve Galya bir hemşire olarak hastalığının ağırlını ve seyrini tahmin edebilmektedir. onu terk eden, hayatının büyük aşkı gittiği yerde hastalanmasın, canı/içi acımasın diye kalın kırmızı hırkasını unutup da giden Nazıma gönderir. bu noktadaki Galyanın sevgisi ban hep idol olarak gelmiştir. ( bir hikayeye göre Nazımın başka bir kadınla gittiğini de biliyordur üstelik ). hoş o kadar sinirini, nazımı kaybetme acısını bir daha onu görememe ihtimalini her şeyi bir kenara bırakıp o hırkanın gönderilmesi başka bir kadının olması ya da olmamasını bile gölgeler.
yanında fino köpeği gezdirir gibi adam arayan, karşıdakinin hayatını tapuladığını sanıp her dakikasında yanında olmaya çalışıp da bir ince düşüncesinden bile geçirmeyen onca kadınla aynı cinsten olduğuna inanmıyorum Galyanın.
28 Ocak 2013
aslında teoride mükemmelim yani her şeyi geride bırakma olsun, hayatıma yön verme olsun, gelecek planım olsun falan...
gel gelelim pratikte üşengeçlikten, mazoşistlikten ölücem!
tuzda pişen balık misali zaman geçiyor,
benimse tek isteğim baki : bir on sene sonraya gidip gelsem...
gel gelelim pratikte üşengeçlikten, mazoşistlikten ölücem!
tuzda pişen balık misali zaman geçiyor,
benimse tek isteğim baki : bir on sene sonraya gidip gelsem...
on sene sonraya bakamayanlara,
daha geçen seneden kopamayanlara,
anın neresinde olduğuna
o anın neresine battığını bulamayanlara gelsin sıradaki şarkı:
* ama tam da konserde yaptığı gibi tam göğsünün ortasından kendini yarıya parçalayanlara, yaraya karanlara gelsin.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
