26 Haziran 2015

İnsanın hayatına bazı şeyler pat diye düşmeli.


1 Haziran 2015

Evrende bir toz parçası olduğumu düşünmek beni hep sakinleştirmiştir. Tüm rollerden, sıfatlardan uzakta bir toz parçası olmanın kime ne zararı dokunabilir ki. En başta bana ne ağırlığı olabilir ki. Bir toz parçası düşünemez, umursamaz, bilmez, bilmek istemez, kovalamaz ve yorulmaz.

26 Mart 2015

hayal gücü mü beni bu kadar uçuran yoksa istediğimde kalpten istemem mi?
peki bunca kabul olmuş duam hatta katmerli gelen dileklerim?
sormak mı lazım, yoksa kalpten istemeye, kimseyi kırmamaya devam etmek mi?
ben sormuyorum, soruşturmuyorum. o an neyse onu yaşıyorum. yaşamayan onca insanın yerine de,kalp kıran onca insanın yerine de hayata kocaman bir gülümsemeyle gidiyorum. ırka, dine, dile inanmıyorum. insana inanıyorum. ve düşünüyorum da zaman geçtikçe bu hayatta beyaz kalmak, temiz düşünmek daha da zor. ben hayatım, aklım ve kalbim temiz devam ediyorum. affetmeye inanıyorum. deniz kenarında içtiğim kahveye, alışveriş yaptıktan sonra paketlere bakıp şükretmeye inanıyorum. yağmurlu havalar gibi insanlara kocaman güneş gibi parlayan gülümsemeyle gidiyorum. ve ne olursa olsun kıyaslamıyorum, sorgulamıyorum. insanız diyorum, olur diyorum. daha başımıza neler gelicek diye merak ediyorum . ama asla gelecekten korkmuyorum. asansörde her gün kendime ne kadar güzel olduğumu söyleyipp belki de önce kendime gülümsüyorum. kızmıyor muyum, kalp kırmıyor muyum sanki? onlarıda yapıyorum. yeri geliyor küfrediyorum çiçek çocuk olamıyorum. sonra duruyorum ve hepsi geçicek kalbinde kırdığın kalplerin izi kalıcak yapma diyip, gönül alıyorum. belki de bazen alamıyorum; o izlerle yürümeyi öğrenmem gerekiyor. her birini miras bilip kalbimin desenine ekliyorum.
bunca şeyin sonunda ne mi oluyor?
uyku bastırmış gözlerimi son bir kez daha açtığımda rüyadan önce gördüğüm şeyin izmirin asansörü oluyor. rüya gibi geliyor, inanmıyorum. gözlerimi zorluyorum. gerçek mi diye bakıyorum. bakarken aklıma lise zamanlarım geliyor. bu evden gidicemlerim geliyor. gidişim, izmire yerleşmem geliyor. sonra yine duramayışım ben ispanyaya gidicem zamanlarım geliyor. sonra ispanyadaki büyülü 5 ayım geliyor. ve diyorum ki iyi ki gitmişim. her gitmenin sonunda dönmüşüm. dönüp böylesi bir hayat kurmuşum. kimsenin etiketini, omzuma kolunu istemeden hep sevdiğim, istediğim şeylerin peşinde olmuşum. kalbimin almadığını aklıma kabul ettirmemişim. temiz kalmışım. hep güzel kokmuşum. üzüntüm de sevincim de bana ait olmuş, ipek kokmuş, ipek olmuş.
asansörün 10-15 ışığı için bunlar düşünülür mü demeyin.yastıkta kendinizle kalabildiğiniz her gece bunlar bir dua olarak geçebilir aklınızdan. maharet yatağa tek girebilmek.

gün hep güzel renkli olsun; hepimiz için...

23 Mart 2015

Aferin siz çok aşıksınız; aşık olucam derken kendini inandırmaya çalışansınız.

15 Aralık 2014

gülerken sadece 4 kasımız çalışıyormuş, biliminsanlarının yalancısıyım. bir de o dört kasın ardına saklanmış onca farklı duygu onca farklı niyet var. bunları da araştırsın bilimadamları. mesela gülüş var ömrünün en güzel nefesini aldığın ana denk geliyor; gülüş var yanındaki son nefesini veriyor diye tutamadığın sevince karşılık geliyor. sonra gülmekten gülmeye de fark var; bir mutlu olup içinde patlayanı var, ses çıkaramadan bir de en yüksek makamdan kendine acırken güldüğün hali var.  güldürenden güldürene de çok fark var;  var olmasıyla bile gülümseteninden tut var olduğu için gülümsetenine onlarca insan onlarca sebep var. 
hangisi olursa olsun güldüğünüz an içinize sinsin. gerisi bize araştırma konusu 


4 Kasım 2014

   


Akıl, karışabilen çözülmeyen nereye yeteceğini bilmeyen yumak olup elde patlayabilen mekanizma. Aşk, akıl alan havalara uçuran mideye yumru oturtan yaşadığını hissettiren bir bela. Özlem, aşık tutan küfrettiren sövdüren övdüren diz dövdüren bir duygu. Müzik, benim sana aklı aşkı ve özlemi anlatabildiğim; çekinmeyip hakkım gördüğüm tek yol. Bana kalansa 96 saat, birkaç yolculuk ve uyandığım güzel sabahlar, fazlasına duyduğum umut da gelecek hayalim.

11 Temmuz 2014

Aslında benim bir bloğum vardı değil mi? arada sinirimi çıkardığım, mutluluğumu yazdığım falan. yaşamıyor muyum peki bu aralar? aksine gayet dengesiz bir düzenden belirsizlikle yürüyorum. bu da böyle bir evreymiş der, can sağlığı dileriz. intihar edicem dersem inanmayın; ben ona da üşenir cayarım. hem önce bin küsür fotoğrafım var ispanya rüyamdan geri kalan onları yüklemeden il bile değiştirmiyorum. peki bir ipek büyükyıldız neye üşenmez?
*dolunayı izlemek için kendine taht yapmaya
*soundcloudu karıştırmaya
*tatlı yapmaya
*ferhan şensoy okumaya
*anasına babasına dil yetiştirmeye
*boş bilgileri depolamaya
*trivial oynasın diye büşrayı zorlamaya
hiç üşenmez.
üşeniyorsak sebebi çok. elbet günü gelir onlarla da yüzleşiriz.