anlatamıyorsun, hangi dilde konuşursan konuş içinin canı acıyorsa, karşındaki adam en değer verdiğinse, canı yananın içini görüyorsan ateş her şeyi kül ederken nedenini niçini anlatamıyorsun. daha kendin bile anlamamışken, bunca saçmalığın, mal düşkünlüğünün sırrına erememişken, tüm genetik bağından kurtulmak isteyip de olanı biteni her akla malum edemezken elimden bir şey gelmese de dilimden ve kalbimden diliyorum;
ne yaşattıysak bu hayatta hepsini yaşayalım. hem de gönlümüze göre. komşusu felç geçirirken ağızında gülüşü olan da, kan kusturana anasından iyi bakan da, ortada tenis topun dönüp kızını psikologlara düşüren de, anasına babasına bir şeyleri anlatmak uğruna dünyadan soğuyan da.... içi gibi ömür geçirsin.
sultanlara kalmayan bu dünya peşinden ufak hesaplarla insan kalbi kıran kul hakkı yiyenin de bu dünyadan göçüşünü bilmeden alma canımı, artık yukarda kim varsa, kabul et.
'Ne renk olduğunun önemi yok. Mühim olan neye renk verdiğin...'
30 Eylül 2013
26 Eylül 2013
18 Eylül 2013
17 Eylül 2013
sevdikçe uysallaşan sevildikçe durulan insanlara çok özeniyorum. laf olsun diye değil, ne zaman bir noktadan öte sevdiğimi hissetsem kaçıyorum. gidiyorum. yara almamak için değil ama zaten uzağa adımımı atınca karşı taraftan daha çok kendi canımı ben yakıyorum. yaralamamak için gidiyorum. huyumu biliyorum. babam, bir adam, annem, her hangi bir insan benim ona verdiğim yüksek doz sevgiye yüksek doz sevgiyle karşılık verirse içimi kazıya kazıya uzağımda tutuyorum.
onlara bağımlı hale gelmekten, tüketmekten korkuyorum; sevdiğim insanlar acıyacak diye korkuyorum.
ben önce allahtan sonra kendimden çok korkuyorum.
son olarak;
onlara bağımlı hale gelmekten, tüketmekten korkuyorum; sevdiğim insanlar acıyacak diye korkuyorum.
ben önce allahtan sonra kendimden çok korkuyorum.
son olarak;
13 Eylül 2013
[*]
ne zaman ki daha fazlasını yaşamam derseniz çok daha fazlasını yaşarsınız. yeni bir ev kurulur-ken başka bir yanda bir insan son nefesini verir. nefes verenin yan kapısında yeni hayatlar için planlar yapılır. planları yapanların gelecek hayatları hakkında bir sürü ihtimali varken şu an yaşadığı yer hakkında bir fikri yoktur.
geleceği kurayım diyen de geçmişin acısını çeken de bugünü es geçip canını yakar.
kimisi sırf canı yanmasın diye şeffaf olmayı tercih eder. o kadar görünmez olur ki birileri için yok olur.
yeni yeni aşina olduğumuz insanlar beklenmeyecek kadar saf ve temiz kalpleriyle gün aşırı şaşırtırken huyunu suyunu ezber yapıp bir incelik beklediğimiz insanlar vermezler kendinden ödün.
ve bir insanı yıllar sonra gerçekten gülerken görebilirsinz. yaşanılan tüm karmaşanın içinde bir şeylere değer bakışlar yakalayabilirsiniz. eğer sizin için kıymetli birini seven ona saf bakabilen bir insan bulursa kendisi; hiç kimseye bağımlı olmadan kendisi olabilmişse şu hayatta belki sizi bile sevgiye sevmeye inandırabilir. hem de tam inancınızı kaybettiğiniz anda.
bu hayatta hiç zorlanmazsanız ne kadar güçlü olduğunuzu göremezsiniz.
[*]
tüm bunlar bizzat benimle ilgili olup ana kahramanları ben değilim olayların. bu yüzden o kadar karıştı ki içim dışıma geldi. nerde ne hissetmem gerektiğini şaşırdığım, olaylara sakinlikten uzak tepkiler verdiğim, haklıyı ararken haklarımı kaybettiğim, konuşacak birilerini ararken kendimi kaybettiğim çok oldu. her seferinde izmirdeki odamda olmak istedim, ayak ucumda kitaplarım dursun göriyim istedim hepsini. başucumda pessoa dursun istedim. en azından benim kadar huzursuz bir adam olarak, hayali aşkım olarak gücüne ihtiyaç duydum.
[*]
herkesin annesi kendine ayrıdır amenna ama bu şarkının her bir satırını bana yıllarca ezberlettirmedi.
biz kendisiyle her bir satırı gün be gün yaşayarak öğrendik. önce yaptı sonra bir ona baktım bir diğerlerine ve dedim ki iyi ki ben cahidenin kızıyım. çünkü demek kolay olmak zor. burda yazmak basit (ve rahatlatıcı) ama tepki vermek bir sanat işi, sevmek başlı başına bir dünya ve cahide olmak bir sabır işi. bunları buraya yazıyorum çünkü bir insan illa kaybettiğinde kıymete biniyorsa ya o insanda ya sevende var bir bozukluk demeklik. ama annem benim hayatımda gördüğüm en saf ve mükemmel şey ve benim ona hissettiğim sevgi hayatım boyunca içimden gelen en huzurlu duygu. istedim ki yıllar sonra bu postu görürsem hayatımın bu dönemini unutamıyım.
-bazı dönemlerimden öğrendiğim şeyin tekrarı yok çünkü-
ve işte annem benim için bu şarkı:
6 Ağustos 2013
en fazla şu resim kadar saçmalayıp gidicem. söz.
simondan girmek istedim ilk başta, hani dö bavyer olan. baktım ki toplayamıcam kafayı. sonra turgut uyarı düşündüm bir süre, ilham hakkında, yaratıcılık hakkında. sonra bozuk bir saat olma durumunu düşündüm. ordan hayatı ne kadar saçma sapan işler yaparak doldurduğumuz üzerine düşündüm. bu saçma işlerin bir kısmında ailede ki saçmalıklara ve seçmelere kafam takıldı.
ve istedim ki bir süre düşünmiyim. sadece düşünmiyim. kendimi ya da birini ya da bir şeyi... her hangi bir şeyi... olmadı. dedim ki en boş ne düşünebilirim; istemsiz bir şekilde yine yoğun düşünürken buldum kendimi hem de düşünmeme üzerine!
kızım dedim kendi kendime; bence sen uyu. uyudum. gereksiz insan gördüm. uykularımızı, rüyalarımızı düşündüm. kaçamadıklarımızı, kaçtık sandıklarımızı düşündüm. dedim sen en iyisi saçmala .
nasıl olsa atış serbest, müzik bol, kitap çok.
hep bağırıyorum ya bir insan neyi çok söylüyorsa ona zıt davranıyor diye; kendimi yargıladığımda gördüm ki bari bu konuda kendime zıt gitmiyorum. diyorum ya hani düşünüyorum, düşünmüyorum aslında. düşünsem belki bir sonuç bulurdum, düşünsem akıllanır yanı hataları tekrarlamazdım, düşünsem bu saçma yazıyı yazmazdım belki de... ya da bir noktadan sonra sırf kendine zıt gitmemek için düşünmemiş gibi yapmak en azından bir noktada düşünmemeyi sağladığı içindir.
sonuçta sadece lahmacun biraz daha lahmacun .
#benböylesaçmalıkgörmedim
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


